Çocukluktaki Ayrılık Kaygısının Yetişkinliğe Etkileri


18 Temmuz 2013

2096


Son yıllarda yapılan çalışmalar bireyin kişiliğinin oluşmaya başladığı bebeklik dönemi üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. Bebeklik döneminde kişiliğin oluşmaya başladığı ve hayatın erken dönemlerindeki yaşantıların ileriki yılları etkilediği belirlenmiştir. Yıllar önce ünlü psikanalist Freud bunu belirtmiş, yapılan çalışmalar Freud’un haklılığını ortaya çıkarmıştır. Freud, bebeklik dönemindeki yaşantıların uygun şekile yaşanmaması durumunda etkilerinin yaşam boyu süreceği üzerinde durmuştur.

Ayrılma kaygısı (seperasyon anksiyetesi) çocuğun anne ya da anne modeli bir kişiden ayrıldığında yaşadığı yoğun kaygı olarak tanımlanır. Çocuk gelişiminde kritik dönemler vardır bu dönemler sağlıklı atlatılamazsa gelişimsel duraklama meydana gelir ve ileriki yaşlarda çeşitli patolojiler olarak karşımıza çıkar. Anne ile çocuk arasında, anne karnından başlayan yoğun ve sıkı bir ilişki vardır. Çocuk anne karnında iken ve sonrasındaki birkaç ay adeta anne ile bir bütün gibidir.  Bu beklenen ve doğal bir süreçtir. Bebek 4-6 ay arasından anneden ayrılmaya, kendinin farkında olmaya ve annesinden ayrı bir varlık olduğunu hissetmeye başlar. Çocuk bebeklik döneminde fiziksel ve duygusal tüm ihtiyaçlarını (beslenme, temizlik, korunma, ten teması, sıcaklık vb.) anneden karşılar, birçok konuda anneye muhtaçtır. Çocuk anne sayesinde kendini dış dünyadaki tüm tehlikelere karşı güvende hisseder, Anne varsa sorun yoktur onun için. Bazı anneler bu ihtiyaçları yerinde ve yeterince karşılarken, bazı anneler aşırı derecede çocuğun üzerine düşerek (acıkmadan yemeğe zorlamak, üşümeden kat kat giydirmek gibi aşırı korumacı tavırlar) onu bir çok noktada engellemiş ve işgal etmiş olurlar, bazıları ise çocuğun ihtiyaçlarını çoğunlukla yok sayarak kendi hayatıyla fazlasıyla meşgul olurken çocuğun uyarılma, canlılığını hissetme duygusunu yaşamasına izin vermezler.

Araştırmalar en büyük sorunun anneden ayrılma olduğunu bildirmektedir. Araştırmalar 3 tip bağlanma stili olduğunu ortaya koymuştur:

Güvenli Tip: Anne genelde sıcak ve tutarlı davranır, bebeğin gösterdiği ihtiyaçlarına yönelik uyarıları (ağlamak, beden dili vb.) hemen farkında olur. Bu tip bağlanmalarda bebekler aktiftirler. Bu çocuklar her durumda açık bir şekilde bağlanma gerçekleştirmektedirler. Annelerinin varlığıyla belirgin bir şekilde huzur buldukları ve yokluğunda sıkıntı yaşadıkları gözlemlenmiştir. Anneleri tarafından yalnız bırakıldıklarında doğal olarak kısmen huzursuz olmakta ancak panik yaşamadan anneleri ile yakınlık ve temas aramaktadırlar. Tekrar bir araya geldiklerinde kolayca sakinleşmekte ve çevreyi keşfetmeye devam etmektedirler. Okul öncesi dönemde sosyal ve uyumlu çocuklar olarak nitelendirilirler.

Kaçınan Tip: Bu bağlanma tipinde, bebekte bağlanmama ve anneden kaçınma davranışları görülür. Anne nadiren bebeğin duygularına tepki verir ve genelde onun duygularını görmezlikten gelir. Bu tipte annenin davranışları reddedici, öfkeli ve temastan kaçınan niteliktedir. Anne, bebeğin kendisine bağlanmasından rahatsızlık duyabilir ve onun bağımsız olmasını teşvik eder. Bu tip bağlanma geliştirmiş çocukların anneleri ayrılıktan sonra geri dönünce onları coşkulu bir şekilde karşılamadıkları, annelerinden kaçtıkları ve göz ardı etttikleri, kucaktan hoşlanmadıkları görülse de kucaktan indirildiklerinde tepki gösterdikleri, anneleri odadayken de onunla ilişki kurmadan tek başına oynadıkları gözlenmiştir. Bu çocuklar okul öncesi dönemde kızgın, savunmacı ve diğer çocuklardan uzak çocuklar olarak tanımlanırlar.

Kaygılı-Kararsız Tip: Anne belirsiz ve tutarsız davranır. Bu tip bağlanma geliştirmiş çocukların annelerine davranışları gergindir. Anneler bebeğin sinyallerini yanlış değerlendirir ve bebek sık ağlar. Annelerine yakın dururlar buna rağmen korku duymaya devam ederler. Anneleri odadayken annelerinin yakınlığını ararlar ama aynı zamanda kızgın oldukları ve annelerini istemediklerine dair hareketlerde bulundukları, hatta annelerine vurarak ittikleri gözlemlenmiştir. Bu kategorideki bazı çocukların da aşırı pasif oldukları gözlemlenmiştir. Okul öncesi dönemde annesine bağlı ve ondan kopamayan çocuklar olarak tanımlanırlar.
Bağlanma durumlarını yaratan tek bir sebep yoktur; ailenin davranışları, çocuğun özellikleri, aile ve kültür etkili olur.

Anne-çocuk arasında yaşamın ilk yıllarında var olan bu bağ sağlıklı ya da sağlıksız iki taraflıdır. İlk yıllarda anne dışında başka bakım veren varsa (önemli öteki) çocuk anneye olan bağın benzerini bu kişiyle de kurar. Anne olmadığında anne modelini anne yerine koyarak kaygısını azaltır. Anne modeli ile kurulan bu bağın sağlıklı olup olmaması da oldukça önemlidir. Çocuk 3 yaş civarına geldiğinde yavaş yavaş kendi ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenir. Anneden bağımsız hareket edebilme, karar verebilme kabiliyetleri gelişir, benlik oluşumu başlar ve kendiliğinin farkına varır. Bu süreçte artık çocuk anneye olan mutlak bağlılığını azaltmış olur. Bu sağlıklı bir durumdur. Çocuğun anne ile var olan fiziksel ve duygusal bağı, onsuz yapamama halinden uzaklaşır. Böylece çocuk annenin olmadığı ortamlarda da kalmaya başlar. Anne olmadığında aşırı huzursuz olmaz sürekli anneyi aramaz.

Bu dönemde anne çocuğunun kendisinden ayrışmasına hazır değilse buna müsaade etmez ve çocuğu hala kendisinin bir parçasıymış gibi görmeye devam eder ve birey olmasına izin vermez, fiziksel ve duygusal ihtiyaçların karşılanmasında çocuk büyüse de farklılık göstermezler. Örneğin okul çağına gelmiş çocuklara hala kendileri yemek yedirirler, yatarken birlikte yatarlar, bağımsızca bir yere gitmesine izin vermezler, sürekli kötü bir şey olacağını düşünürler. Annenin bu kaygısı sağ beyinden sağ beyine çocuğa aktarılır ve çocuk da kendi başına hareket etmez, tedirgin ve tetiktedir. Çocuklarda ve bireylerde ki özgüven eksikliğinin ana nedeni budur (aşırı korumacı ve çocuğunu kendinden ayrıştırmamış anne). Bu aşırı koruma hali “çocuğunu çok sevme” olarak izah edilir, oysa bu durum tamamen annenin duygusal yapısıyla ilgilidir. Anne kaygılı bir yapıya sahipse koruma ve kollama tavrını abartır, çocuğa nefes aldırmaz adeta, sürekli gözü üzerindedir. Tüm tehlikeleri en ince detayına kadar önceden fark edip çocuğu uyarır, her hareketini gözler, yorum yapar. Çocuğun deneyerek öğrenmesine izin vermez.

Bu şekilde büyütülen çocukların önemli bir kısmında anneye aşırı bağlılık ve annesiz bir şey yapamama hali gelişir. Özellikle çocuğun kendisi de anneden aşırı kaygılı duygusal bu yapıyı almış ise anne yaptıkları ile var olan kaygısal durumu çok fazla arttırmış olur. Ayrılma kaygısının oluşumunda temel iki neden olarak karşımıza “annenin kaygısı” ve “çocuğun kaygısı çıkmaktadır”. Bu iki kaygı birleşince ortaya “ayrılma kaygısı çıkmaktadır”. Ayrılma kaygısı yaş ilerledikçe çocukta sosyal alanlarda büyük zorluklar oluşturacak çok ciddi psikolojik bir tablodur.

Ayrılma kaygısında çocuk anneden ayrı kaldığında adeta kendini çölün ortasında yapayalnız kalan biri olarak görür, bu nedenle büyük sıkıntı yaşar. Zihninde sürekli bir şekilde “anneyi kaybetme” endişesi vardır.

Ayrılma kaygısı bozukluğu nadir olmayan bir durumdur. Çocukluk yıllarında yaşanan bu bozukluk ileriki yıllarda bireyin birçok ruhsal hastalığa yakalanma ihtimalini güçlendirmektedir.

Bebeklik döneminde böyle bir kaygı yaşamış birey sürekli etrafında bağlantıda kalacak birilerini ya da nesneleri arar, bu kişiler anne türevidir ve anneyle gelişen patolojik süreç bir başkası üzerinden devam etmektedir. Bu nedenledir ki; bazı insanlar çok sevdikleri insanlardan ya da nesnelerden ayrıldıklarında derin üzüntü içine girer ve birçok psikolojik rahatsızlık geliştirirler. Annelerinden ayrılma konusunda yetişkin olmalarına rağmen derin kaygılar yaşar; onun olduğu şehirde hayatını devam ettirir, onun varlığını hissetmek için günün belli saatlerinde arar ve ona karşı derin bir bağlılık hisseder. Onsuz yaşayamayacağını düşünür. Bu sadece anne için geçerli değildir çok yakın bir arkadaş, bir sevgili ya da bir eş için de aynı bağlanma ve ayrılık kaygısı sürdürülür.

 


Yorumlar