Tükenmişliği Açıklayan Modeller



Tükenmişliği Açıklayan Modeller

Tükenmişlik kavramı, 1970'lerden günümüze değin farklı yaklaşımlar ve yöntemlerle incelenmiştir (Maslach, Schaufeli ve Leiter, 2001). Bu süreç içerisinde, tükenmişliği açıklamak için ortaya çıkan yaklaşımlardan en bilinenleri; Cherniss Tükenmişlik Modeli, Pines Tükenmişlik Modeli, Meier Tükenmişlik Modeli ve Maslach Tükenmişlik Modeli'dir. Bu yazıda, belirtilen tükenmişlik modelleri hakkında bilgiler verilecektir.

1. Cherniss Tükenmişlik Modeli

Tükenmişlik literatürüne önemli katkılarda bulunan isimlerden biri olan Cary Cherniss, tükenmişlik ile ilgili bir model öne sürmüştür. Cherniss bu modelde tükenmişliği, “iş ile ilgili stres kaynaklarına bir tepki olarak başlayan, başa çıkma davranışını içeren ve iş ile psikolojik ilişkiyi kesmeyle son bulan bir süreç” olarak tanımlamıştır (Yıldırım, 1996; Akt: Sürgevil, 2006). Tükenmişlik, hizmeti alana karşı ilgi kaybını, kötümserliği, kişinin işine bağlılığının ve işteki çabasının azalmasını, ilgisizliği, çalışma arkadaşlarına karşı kızgınlığı ve yaratıcılığın kaybını içeren bir olgudur. Tükenmişlik, stresin yol açtığı durumlara karşı bireyin verdiği bir cevaptır yani aşırı stres ya da doyumsuzluğa tepki olarak işten kendini geri çekmedir, geri çekilmedir (Cherniss, 1980). Cherniss’in modeline göre tükenmişlik, başarısız başa çıkma stratejilerinin bir sonucudur (Sürgevil, 2006).

2. Pines Tükenmişlik Modeli

Modelde Pines’e göre tükenmişlik, duygusal yönden kişilerin devamlı olarak tükenmelerine sebep olan durumların; kişilerde neden olduğu fiziksel, duygusal ve zihinsel bitkinlik durumu olarak tanımlanmaktadır. Yorgunluk, zayıflık ve düşük enerji fiziksel bitkinliğin; çaresizlik, depresyon, umutsuzluk, aldanmışlık ve hayal kırıklığı duygusal bitkinliğin; insanlara, çalışma yaşamına, kişinin hayatına ve kendine karşı olumsuz tutumlar ise zihinsel bitkinliğin göstergeleridir. Tükenmişliğin temelinde, bireyi duygusal yönden devamlı baskı altında tutan çalışma ortamları bulunmaktadır (Pines ve Aranson, 1988).

Psikoanalitik-Varoluşçu perspektife göre ise tükenmişlik, kişilerin işlerinde ve yaşamlarında elde edemedikleri anlamı bulmak isteme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Yaşamdan varoluşsal anlam arayışına ilişkin en sıklıkla seçilen iki alandan biri iş, diğeri ise aşktır. İş yaşamlarından varoluşsal bir anlam elde edebilmeyi bekleyen idealist kişiler ilk olarak işe yüksek düzeyde bir güdülenme ve beklenti içerisinde girmektedirler. Hata yaptıklarını ya da işlerinden bekledikleri varoluşsal anlamı elde edemeyeceklerini anladıklarında umutsuzluk, çaresizlik ve hatta tükenmişlik duygularına kapılmaktadırlar (Pines ve Nunes, 2003; Akt: Çapri, 2008).

Psikoanalitik teorinin temel felsefesine bağlı olarak düşünüldüğünde ise, kişilerin belli bir mesleğe yönelmesinin ana nedeni, erken çocukluk yaşantılarının üstesinden gelme isteğidir. Bu durumda, herhangi bir iş seçiminin bilinçdışı belirleyicilerini kişilerin bireysel ve ailesel tarihleri (geçmişleri) yansıtmaktadır. İnsanlar çocukluk yıllarında doyuramadıkları bazı ihtiyaçlarını gidermek ve çocukluk yaşantılarına varoluşsal bir anlam kazandırabilme imkânını elde edebilmek için bir meslek (iş) seçmektedirler (Pines, 2000; Akt: Çapri, 2008).

İnsanlar böylesi önemli bir konu olan kariyer seçimi üzerine odaklandıklarında ise, çok yüksek düzeyde bir beklenti içerisine girmektedirler. Bu durumda kişi için en yüksek beklenti, çözümlenmemiş (iyileşmemiş) bazı çocukluk yaraları olmaktadır. Yaşamdan elde edilen doyum ve başarılar bu yaraların iyileşmesine yardımcı olmaktadır. Fakat insanlar bunları elde etmede başarısız olduklarında ya da yanıldıklarını hissettiklerinde seçilen meslek çocukluk travmalarının yol açtığı yaraları iyileştirmek yerine aynı travmaların yeniden yaşanmasına neden olduğunda sonuç tükenmişlik olmaktadır (Pines, 2000; Pines ve Nunes, 2003; Akt: Çapri, 2008).

Maslach Tükenmişlik Envanterinden sonra en yaygın kullanıma sahip ikinci ölçek, Pines ve Aronson (1988) tarafından bu model çerçevesinde geliştirilen tükenmişlik ölçeğidir (Pines ve Nunes, 2003).

3. Meier Tükenmişlik Modeli

Meier'in tükenmişlik modeli Bandura’nın öz yeterlilik (self efficacy) modeli temelinde geliştirilmiştir (Meier, 1983). Öz yeterlilik düzeyi yüksek olan bireyler, kendi kontrolleri altında olan bir çevre yaratmaya çalışır, kariyer seçenekleri üzerinde fazlaca düşünür, kendilerine daha biricik ve daha kalite kariyer hedefleri hazırlarlar. Bu kişiler olumlu düşünme özelliğine de sahiptirler. Kişinin kendisi hakkında olumlu düşünmesi, bilişsel bir hata değil, uyum sağlayıcı bir davranıştır (Bandura, 1997).

Meier’e göre tükenmişlik, bireylerin işlerinden anlamlı pekiştireç, kontrol edilebilir yaşantı veya bireysel yeterliliğin az olmasından dolayı, küçük ödül ve büyük ceza beklentisinden kaynaklanan bir durumdur. Tekrarlayan iş yaşantılarının sonucu olarak gelişen bir durum olan tükenmişliğin üç aşaması vardır.

a.İşle ilgili olumlu pekiştireç davranış beklentisinin düşük ve ceza beklentisinin yüksek olması,

b.Var olan pekiştireçleri kontrol etme ile ilgili beklentisinin düşük olması,

c.Pekiştireçleri kontrol edebilmek için gereken davranışları gösterme ile ilgili öz yeterlik beklentisinin düşük olması.

Meier’ in tükenmişlik modelinin pekiştirme beklentileri, sonuç beklentileri, yeterli olma beklentileri ve bağlamsal işleme olmak üzere dört boyutu bulunmaktadır (Meier,1983).

 

1. Pekiştirme Beklentileri: Çalışma yaşantılarının, kişinin amaçlarını karşılayıp karşılamayacağı ile ilgili beklentileridir.

2. Sonuç Beklentileri: Belli sonuçlara yol açan davranışlar ile ilgili betimlemeler olarak tanımlanmaktadır.

3. Yeterli Olma Beklentileri: Verimli olan davranışı sergilemede öz yeterlik beklentisine işaret eder. Yeterli olma beklentisi ve sonuç beklentileri arasındaki farka odaklanılmıştır.

4. Bağlamsal İşleme Süreci: İnsanların çalışma yaşamı çevresine karşı neler hissettikleri, düşündükleri ve nasıl davrandıkları ile bireyin tükenmişlik yaşamasına neden olan öğrenme stili ve kişisel inanç gibi bilişsel etkenlerin rolünün ne olduğu bu modelin ilgilendiği sorulardandır.                  

4. Maslach Tükenmişlik Modeli

En yaygın olarak kullanılan ve kabul gören tükenmişlik tanımı, Maslach ve arkadaşları tarafından yapılan ve tükenmişliği üç boyutlu olarak belirleyen tanımdır (Maslach ve Marek, 1993). Modele göre tükenmişlik, insanlarla yüz yüze çalışılan meslek gruplarında bireylerin, duygusal yönden kendilerini tükenmiş hissetmeleri, işlerinde karşılaştıkları insanlara karşı duyarsızlaşmaları ve kişisel başarı/yeterlilik duygularında azalma şeklinde görülen bir sendrom olarak tanımlanmıştır. Maslach modeline göre tükenmişliğin, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı noksanlığı olmak üzere üç boyutu bulunmaktadır (Maslach, Schaufeli ve Leiter, 2001). Bu üç boyuta ilişkin tükenmişliği ölçebilmek için 22 maddeden oluşan “Maslach Tükenmişlik Ölçeği” geliştirilmiştir (Maslach ve Jackson 1986).

4. a. Duygusal Tükenme (Emotional Exhaustion)

Tükenmişliğin bu boyutunda bireyde yorgunluk, enerjinin düşmesi ve duygusal olarak kendini yıpranmış hissetme gibi belirtiler görülmektedir. Bu boyut, tükenmişliğin en dikkat edilmesi gereken ve betimleyici boyutu olarak tanımlanmaktadır. Duygusal tükenme tükenmişliğin içsel boyutudur. Duygusal tükenmişliği yaşayan birey, hizmet verdiği kişilere karşı geçmişte olduğu kadar cömert ve sorumlu davranışlar sergilemediğini düşünür; stres ve engellenmişlik duyguları yaşayan birey için ertesi gün de aynı işe gitme zorunluluğu endişe kaynağı oluşturabilir (Maslach, Schaufeli ve Leiter, 2001). Bireyler tükenmişlik sendromu yaşayan diğer insanları veya kendilerini tanımlarken, daha çok duygusal tükenme hissi yaşadıklarını belirtmektedirler. Tükenmişliğin üç boyutu arasında en çok rapor ve analiz edilen boyut, duygusal tükenme boyutudur (Sürgevil, 2006). Tükenen insan duygusal olarak kendinden ve bilişsel olarak işinden uzaklaşır (Gündüz, 2004).

4. b. Duyarsızlaşma (Depersonalization)

Tükenmişliğin kişilerarası boyutunu temsil eder. Bu boyut kişilere yönelik olumsuz tutumları, işe karşı tepki vermemeyi ve aynı zamanda da kişinin hizmet verdiği kişilere karşı onların insan olduklarını dikkate alan duygulardan yoksun bir şekilde davranışlar sergilemelerini tanımlar (Maslach, Schaufeli ve Leiter, 2001).

4. c. Kişisel Başarı Noksanlığı (Low Personal Accomplishment)

Bu kavram, birey olarak kişinin kendini verimsiz ve olumsuz değerlendirmesi eğilimini belirtmektedir (Maslach, 2003). Kişisel başarısı düşen birey kendisini yetersiz hisseder, gerekli yeterliliğe sahip bir birey olmadığını düşünür ve işe karşı motivasyonunda da düşme yaşar. Bu boyutta birey; işinde ilerleme kaydetmediğini, harcadığı çabanın bir kimseye yarar sağlamadığını ve etrafında bir fark yaratamadığını düşünmeye başlar (Leiter ve Maslach, 1988). 


Yorumlar