Evlilik Sorunları


23 Mart 2009

4307


Toplumsal yaşantıların kişisel yaşantıları oldukça etkilediği ülkemizde erişkin yaşlara gelmiş bireylerin evlenmesi beklenir. Bu beklenti düzeyi ilerleyen yıllara göre hiç azalmamış ancak sadece yaş çıtası biraz yukarı çekilmiştir. Gerek ekonomik etmenler gerekse kişisel beklentilerin boyut değiştirmesi evlilik yaşının yukarı çekilmesinde etkili olmuştur. Beklentilerin artması ile evlilikte yaşanan sorunlar da artmıştır. Aslına bakarsanız bu, evlilikte yaşanan sorunların artması değil de “farkındalık kazanma” sonucu daha önce yok sayılan sorunların ortaya çıkması olmuştur. Bir olayı ya da durumu “sorun” diye adlandırmaya başladığımız zaman, sorunun ortaya çıktığı değil bizim onu “fark ettiğimiz” başka bir deyişle onu artık “tolere” edemediğimiz zamandır.işte bu evliliklerde de tam olarak bu şekilde gerçekleşir. Yani sorun her ne ise algılanmadan çok önce var olmuştur aslında. Ama ne kadar rutin de desek, sıkıcı da desek, sağlıksız da bulsak dengemizi korumak isteriz. Sorunu fark etme, daha da önemlisi kabul etme bu denge durumunu tehlikeye atacaktır. Bir çok çift, sırf bu dengenin bozulmasını göze alamadıkları için sorunlarını gözden geçirmeyi ya da çözmeyi, hatta görmeyi ertelerler. Ancak tam da dediğimiz gibi sorun sadece ertelenir. Ne kadar görmezden gelinirse gelinsin, ne kadar bastırılırsa bastırılsın eninde sonunda bu sorun ortaya çıkacak ve ne kadar uzun süre ertelendi ise o kadar şiddetli şekilde patlayacaktır. Bu nedenle sorunu fark etmeye direnmek yerine, algılarımızı hep açık tutmalı ve sorunun varlığını kabullenerek çözüm yolları aramalıyız. 

PEKİ NEDİR EVLİLİKTE BAŞLICA SORUNLAR? 

İLETİŞİM ÇATIŞMALARI

İletişim çatışmaları esasen bahsedeceğimiz her ayrı problemin ana temasını oluşturmaktadır. Toplum geneline baktığımızda paylaşımların her alanda azaldığını görüyoruz. Biz millet olarak konuşmayı paylaşmayı severiz aslında. Ancak değişen yaşam koşulları insanlar arasındaki iletişimi ne yazık ki minimuma çekti. Dolayısı ile toplumun en küçük birimi olan aile de bundan nasibini aldı ve eşler birbirleri ile konuşamaz paylaşamaz oldular. Yetersiz ve kalitesiz iletişim her yerde olduğu gibi evlilikte de sorunlara neden olmaktadır. İletişim çatışmalarına neden olan en önemli faktörlerden biri de farklı bakış açılarıdır. Daha doğrusu farklı bakış açılarına saygı gösterilmemesidir. Evlilikte tarafların öncelikle şunu kabul etmesi gerekir. Kimse ama kimse değişmez. İnsanlar zaman zaman kabul görmek için farklı davranış kalıpları ile hareket edebilirler ancak neticede bu bir yerden patlak verilmesine neden olacaktır. Oysa “benim söylediğimin tam tersini iddia ediyor” diye değerlendirmektense “olaya farklı açılardan bakıyoruz” diye düşünmek her zaman daha yapıcı sonuçlar doğuracaktır.

 Farklı bakış açılarına, kadın ve erkeğin değerlendirmesi arasındaki farka bir örnek: Sokrates’in idam cezası kesinleşir. Karısı hüngür hüngür ağlamakta ve isyan etmektedir. Sokrates buna sinirlenir ve “lütfen ağlama! Neden ağlıyorsun!” diye karısına çıkışır. “nasıl ağlamam” der karısı “seni haksız yere asacaklar!” Sokrates döner ve karısına şöyle cevap verir “ne yani haklı yere mi assalardı”!

Bu öyküyü hepimiz biliriz herhalde. Üstün hocamın bu eşi bu öykünün sonunda şöyle bir tepki veriyor “vay beee Sokrates’e bak! Giderayak kadına nasıl da laf sokuşturmuş! İdama gidiyorsun be adam insan bir seni seviyorum der!”

İşte bakın farklı bakış açıları. Olay aynı ama değerlendirmeler öyle farklı ki! Farklı bakış açılarını anlamalı, anlamaya çalışmalı, acı tatlı iyi ya da kötü yaşananları hayat arkadaşımızla paylaşmalı ve duyguları asla es geçmemeliyiz .

BİRBİRİNİ TANIYABİLMEK ve MASKE TAKMAMAK:

Evlilik öncesinde yeteri kadar vakit geçirememiş çiftler, nikah sonrasında partnerini tanıyamamış olmaktan şikayet edebilirler. Bu durum bazen zamanla alakalı da olmayabilir. Yıllarca flört edip evlenen çiftlerde de bu tür sorunlar yaşanabilir ancak tabii bu flört etmemiş çiftlere göre daha az rastlanır bir durumdur. Evlilik sonrası bu sendromla karşılaşılması her şeyin bittiği anlamına gelmez. “Sen benim tanıdığım adam/kadın değilsin” şoku atlatıldıktan sonra, hiçbir şey için geç olmadığının farkına varılıp, kartları açık oynayarak, taraflar birbirlerine bir şans vermelidirler. Birbirini tanıma süreci evlilikte de gerçekleşiyor olabilir.  Bu bir evliliğin yanlış olduğu anlamına gelmez. Önemli olan hangi noktadan başlanmış olursa olsun tarafların birbirlerine samimi ve dürüst olmalarıdır.

CİNSEL SORUNLAR

Kadınlarda vajinismus, anorgazmi, disparoni, erkeklerde erken boşalma ve erektil (sertleşme) fonksiyon bozuklukları sorunlar arasında en yaygınları olarak sayılabilir. Bunların birçoğu psikolojik kökenli sorunlardır ve tedavi edilebilirler. Ancak başta da belirttiğim gibi bu noktada sorunu yok saymamak ve çözüm için bir uzmana başvurmada gecikmemek çok önemlidir.

Cinsel sorunlar durumsal ya da sürekli olmasına göre değişir. Örneğin erkek, erken boşalma sorunu yaşıyorsa önce şunları sorgulamalıdır:

- Ne sıklıkta erken boşalıyor?
- Ne zamandır sürüyor?
- Kısa süre oldu ise başlamadan önceki yaşantılar nasıldı?
- Arada bir yaşanıyor ise, erken boşalmanın gerçekleştiği koşullar birbirine benziyor mu?

Aynı sorular cinsel isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar için de sorulmalıdır. Çünkü bu soruların cevapları çözüm için bize yol haritası çizecektir. Yani yaşanan cinsel problemin, durumsal ya da sürekli olması problemin niteliğini değiştirir.

Evlilikte cinsel problemler yaşanıyorsa, bunun tedavisi erken aşamalarda yaptırılmalı ve çiftler bu konuda birbirlerini yıpratmamalıdır. Cinsellik sıklığı ve şekli her iki kişinin ortak isteği doğrultusunda olmalıdır. Cinsellik sevgi ile birleştirilmeli, mekanik bir eylemden çok, adeta bir güzel sanatlar gösterisine dönüştürülmelidir. Unutulmamalıdır ki iletişim bozukluğu ile başlayan bir çok çatışma cinsel sorunlar ile temellenir. Yatak odasında soğuk rüzgarlar esmeye başladığında bunun önüne geçilmezse rüzgar fırtınaya dönüşür ve bu durum bizi hayatın en önemli zevklerinden birinden mahrum bırakır. Sevdiğimiz insana dokunduğumuzda aldığımız hazzı ve bunun bize verdiği gücü bir çok problemi çözmede kullanabiliriz.

FARKLI SOSYO-KÜLTÜREL DÜZEYLER

Birbirinden çok farklı sosyo-kültürel değerlere ve yargılara sahip olduklarından evlilik sorunları yaşayabilirler. Bireyler çevreden gelebilecek baskı ve zorlamalara göğüs gerecek yapıda değiller ve bunun için gerekli maddi ve manevi güçleri yoksa, birbirlerine ve evliliklerine sahip çıkamayabilirler. Ancak her ikisi de çevrelerine gerekli sınırları koyabilmek için yeterli birikime ve kişilik yapılarına sahipse, evlilikleri çok mükemmel de olabilir. Yani evliliğin yürümesi aslında dış faktörlerden çok kişilerin kendi duygularına değer vermeleri ve bunu birbirlerine ifade etmeleri ile gerçekleşir.

ROL DAĞILIMI

Rol dağılımı bir çok evlilikte önemli bir sorun teşkil etmektedir. Önceden erkek dışarıda çalışıp eve maddi kazanç sağlayan, kadın ev işleri ve çocuklarla ilgilenen taraf rollerini üstlenmişlerken günümüzde kadının da çalışmaya ve üretmeye başlamasıyla birlikte rol dengeleri değişmiştir. Ev işleri, yemek, çocukların bakımı, sosyal yaşamın düzenlenmesi gibi bir çok sorumluluk artık çiftler arasında paylaşılır hale gelmiştir. Bu noktada zaman zaman sorunlar yaşanır. Ata erkil bir toplumun meyveleri olarak bizler hem kadın hem erkek olarak ne kadar adil olduğumuzu iddia etsek de birtakım şeyleri kabul etmekte zorlanırız. Bu erkekler açısından biraz anlaşılır bir durumdur. Yani eskiden sadece maddi yükümlülüğü varken şimdi hayata dair her türlü sorumluluğu paylaşma zorunluluğu yılların alışkanlığını zedelemiş olabilir. İşin ilginç tarafı kadındadır aslında burada. Kadın tuhaf bir içgüdü ile kendini yaşamın her alanına bir süper kahraman gibi yetişmek zorunda hisseder. Eksik kaldığı yerde kendini suçlar, kazanılmış haklarını vermeye hazırdır çoğu zaman.

Yine Üstün Dökmenden bir örnek: Bir radyo programında Nil’in Pırlanta şarkısı çalıyor. Hani tek taşını kendisi alıyordu şarkıda. İşte o şarkının ardından biri yayına bağlanıyor telefonla. DJ kızımız soruyor “nasıl buldunuz Nil’in yeni şarkısını?” telefonun ucundaki adam cevaplıyor “valla beğenmedim hiçé nil kardeşimiz böyle feminist hareketlerde bulunmasın bence!” –feminizmin ne olduğundan asla haberi yok-  DJ kızımız da pür telaş cevaplıyor “aa nil öyle demiyor kii! Herkesin pırlanta gibi kalbi olsun diyor” !!!

Yani kızcağızın biri çıkmış kafa tutuyor ulen size ihtiyacım yok tek taş hikayesiyle beni kandıramazsınız adamsanız gelin benim seçme şansım var diye kadınalrı savunuyor. Hemen başka bir kadın onu yalanlıyor!

Yani aslında rol dağılımı konusunda bir şeyler söylerken şunu anımsamak lazım; hak verilmez, alınır. Sağlıklı rol dağılımı yapılmadığı takdirde evlilikte bir çok huzursuzluk yaşanmasının yanı sıra sorumluluk kazanma açısından çocuklara rol modeli teşkil etmek de söz konusu olamaz.

AİLELERİN EVLİLİĞE MÜDAHALESİ

Toplumumuzda kadın ve erkeğin yeni kurulan aileye müdahalesi kaçınılmazdır. Kimi kişiler ailesinden kopup yeni bir aile kurmada zorlanır. Bunun nedeni kişinin ailesine hastalıklı bağlanma geliştirmiş olmasından kaynaklanır. Aynı çatı altında yaşayan bireyler, o çatı altında alınması gereken kararları bağımsız olarak alamıyorlarsa, hesap verme kaygısı ile yaşıyorlarsa yani maddi ya da manevi bir bağımlılık söz konusuysa, evlilikte problem çıkacaktır. Bu konuda yapılabilecek tek şey evinizin etrafındaki sınır çizgilerini diğerlerini de kırmadan kalınlaştırmaktır. Unutmayın ki insanlar ancak sizin izin verdiğiniz düzeyde hayatınıza müdahale edebilirler.

UYGUNSUZ BEKLENTİ DÜZEYLERİ

Fertler birbirinden çok büyük beklentiler içinde olmamalıdırlar. Gerçekçi olmayan beklenti düzeyleri evliliği bitiş noktasına getiren en kuvvetli faktörlerden biridir. Kişi bazen hayal ettiği adam/kadınla evlenir ve ona göre beklentilerini oluşturur. Ancak çoğunlukla bu hayal erken biter. Beklenmeyen sorunlar, ilişkide baş göstermeye başlar. Nedeni kurcalandığında da beklenti düzeylerinin gerçekten uzaklığı çıkar. Bu nedenle partnerimize algılarımız son derece açık biçimde bakmalı, ondan neler bekleyip neler bekleyemeyeceğimizi iyice algılamalı, aynı zamanda bizimle ilgili beklentilerini gerçekçi şekilde oluşturabilmesi için de ona yardımcı olmalıyız.

SADECE EŞE YOĞUNLAŞMA ve KISKANÇLIK

Eşlerimiz hayatımızın neresindedir?

Çoğumuz için bunun cevabı “odağı” olur. Hepimizin içinde libido dediğimiz bir yaşam enerjisi mevcuttur. Bu enerji hayatımızın belli dönemlerinde belli yerlere fazlaca akar. Örn: öğrenciysek sınav döneminde derslere, aşıksak aşık olduğumuz kıza/erkeğe, okul bitince işlere.. İşte bu libido, kimi evliliklerde de tarafların biribirini boğmasına neden olacak derecede eşlere yönelir. Yani kişi eşini hayatının merkezine oturtur. Çift hayatı paylaşmak için verdiği sözü unutur, sanki, tanrı tarafından karşısındaki zavallı insancığın hayatını düzene koymak üzere gönderilmiş gibi eşini kendisine iş edinir. Hayatı karşılıklı olarak kısıtlamak ve kontrol edilmek başka çekici gelse de özgür olmak isteyen tarafımız zamanla isyan eder ve bu noktada evlilik tehlikeye girer. Taraflar kendilerine birbirlerinden daha ilginç uğraşlar bulmalı, birbirlerinin özel yaşam alanlarına saygı duymalıdırlar.

“Evlilik nedir?” sorusuna verilmiş en güzel cevapla yazımı noktalıyorum: 

Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.Allahın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız, ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın; bırakın ki, cennetin rüzgarları aranızda dansedebilsin...birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin.. bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun... birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin; ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın... birlikte şarkı söyleyin;lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin, sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde aynı melodiyi seslendirir... birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil! sadece hayatın eli o kalbi saklar! birlikte durun, ama yapışmayın, tapınakların sütunları da bitişik değildir! ve unutmayın; meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...

HALİL CİBRAN

FATMA AYRIK

Psikolojik Danışman

Cinsel Terapist 


Yorumlar