Özdeşleşme nedir? Özellikle çocuklarımız için bu süreç neden bu kadar önemlidir? Ebeveyn olarak bize düşen sağlıklı rollerimiz nasıl olmalıdır? Evet, kişinin normal gelişim süreci içerisinde; birini kendisine örnek alarak seçip, ona benzemeye çalısması özdeşleşmedir. Yani kişinin bir başka kişi veya nesneyi kendisiyle öz ilan etmesidir. Sırdaş, arkadaş, yoldaş, karındaş ve yandaş da olduğu gibi, özdeş de bir tür bütünleşme çabası, varoluşumuza anlam katma ve arayış hareketidir. Biraz daha derinleştirirsek, özne dış gerçekliğe ait bir bedeni, bilinçdışı olarak üstlenir, ve kendini o üstlendiği bedende görür. Böylelikle kişi, kendi bahçesinde olgunlaşmamış, henüz ham olan meyvelerden önce, kendi bahçesinin sınırlarının dışında oluşmuş olan meyvelerle karnını doyurmaya çalışır. Çünkü kendi bahçesi henüz hamdır, ve hamlığından dolayı sürekli gözü, kulağı, benliği, tüm vücudu, pişen, olgunlaşan, tadı ve lezzeti olan, ona model olabilecek bir bedeni arar.

Kainatın anlam bütünlüğündeki, en küçük anlam birimi olan insanoğlu için, “kendilik” oluşumuna özdeşim kurmak, bir ihtiyaç, bir mecburiyet, bir varoluş zorunluluğudur. Aynı zamanda normal bir gelişim sürecinin getirdiği bir süreçtir. Duygusal bütünlük için şart olan bir oluşumdur. Yani biyolojik ihtiyaçların yanı sıra, ruhun ve duygularında ihtiyaç duyduğu bir zorunluluktur.Bir ailenin, bir toplumun, bir ülkenin, bir dünyanın çekirdeği, ruha ve bedene çekidüzen verme zorunluluğudur özdeşleşme.

Özdeşim kurmadan önce kendimize ait sınırlar kaybolur. Nerde sonlandığımıza, ve diğer objenin nerede bir başlangıç ilan ettiğine dair fark etme halimiz uçar gider. Ve farkında olmadan, usulca özdeşim yaparız. Karşımızdaki objeyle günlük yaşantımızın her anında çok küçük özdeşimler söz konusudur. Dinlemeyi seçtiğimiz müzik, giydiğimiz giysi, okumayı seçtiğimiz kitaplar, yazarları, takındığımız aksesuarlar, dostlarımız, arkadaşlarımız ve karşı cinsle kurduğumuz tüm ilişkiler. Unutmayalım ki, geleceğin yatırımlarının başını, sağlıklı bir özdeşim kurma gerekliliği olarak atarsak, konumuzun önemini çok daha iyi idrak edebilmiş olur, yarınımızın temsilcisi olan çocuklarımızın hayatları için nasıl önemli bir koşuşturma ile uğraştığımızı daha iyi anlamış sayarız kendimizi.

Devamında biyolojik ve ruhsal açıdan bir zorunluluk olan özdeşim yoluyla, kişi bir anlamda kendi yetersizliğini ilan etmiş olur. Özdeşim yaptığı objedeki tüm özellikler sorgusuz sualsiz kendisine mal edilir. Ve kendi kendimizin yetersizlikleri kanıtlanmış olur. KİGEM de bulunan bir yazıda araştırmacılara göre günümüzde, özellikle ilk okullarda öğretrmenlerin çok büyük bir çoğunluğunun kadın olmasının bir katkısıyla, kendilerine pozitif bir örnek olacak baba veya erkek öğretmenden yoksun yetişen erkek çocuklar güvensiz, açığa vurmayı başaramadıkları gerçek kişilik özelliklerini, bir paravan ardına saklayan, yetişkin bir erkek olmanın ne demek olduğunu bilmeyen büyük adam görünümünde çocuklara dönüşüyorlar. Bu durumda cinsiyetin çocuklarımız üzerinde, nasıl bir rol model olmasının, nasıl bir gereklilik ve zorunluluk olduğunu yapılan kişisel gelişim araştırmalarından da elde etmiş oluyoruz böylelikle.

Ve şimdi konuyu, asıl muhatabı olan 3 ile 6 yaş arası kız ve erkek çocukları bağlamında anlamaya çalışırsak, “Babayı aş, anneye ulaş”, “Anneyi aş, babaya ulaş” şeklindeki konu başlıkları ile doğru adrese ulaştırmış oluruz şüphesiz.


Yorumlar