Çokluğun Hafifliği / İktidar Olmanın Hastalığı


29 Mayıs 2009

2614


Çokluğun sorun teşkil ettiğiyle ilgili pek çok atasözü vardır. Bunlar günlük dilde oldukça sık kullanılır. Böylelikle çokluğun veya çoğunluğun aslında pek doğru ve güzel bir şey olmadığı ifade edilmeye çalışılır. Çoklukta karmaşa ve keşmekeşlik vardır…Kimin ne dediği veya ne yapmaya çalıştığı kontrolden çıkmıştır…Sükunet kalmamış, kim kiminle ne yapmaktadır veya ne yapılmak istenmektedir tüm bunlar belirsizleşmeye başlamıştır. Bu yüzden kalabalıkları idare etmek zordur. Ne kadar çok işle ilgilenirseniz o kadar çok kontrolü kaybetme ihtimaliniz vardır…Kontrolün kaybı çokluğun ağırlığından mı yoksa hafifliğinden mi gelir? Kimilerine göre ağırlığından kimilerine göre ise hafifliğinden…

 
Bir atasözümüzde çok söz yalansız, çok para haramsız olmaz denmiştir…Çok konuşmak da sakıncalı bir çokluğu ifade eder…Çok konuşan çok yanılır ve sürekli hata yapar…Söz gümüşse sükut altındır bu yüzden oldukça popüler bir atasözü haline gelmiştir…Hatta çok konuşanlarda farkında olmaksızın yalana doğru hatalı bir yönelme başlar…Farkında olmaya başladığı sırada insan için yalan söylemek neredeyse artık normal bir şey haline gelmiştir…Bu yüzden politikacıların yalan söylemesi ve sürekli boş vaatlerde bulunması alay konusu yapılsa da bu durumun normal olmadığı fark edilmez…
 
Çok olan bereketlimidir? Hayır…Hem de kesinlikle hayır…Çünkü çok olup bereketsiz olan bir çok servet yok olmuştur…Çabuk kazanılan çabuk kaybedilir…Örneğin piyango biletine büyük ikramiye isabet eden pek çok insanın hayatı kararmıştır…Bu yüzden haydan gelen huya gider denmiştir. Ve kazancın helal olmasının önemi geleneklerimizde ve inanç sistemimizde sürekli hatırlatılmıştır. Az ve helal olanın bereketli aynı zamanda hayırlı olacağı altı çizilerek ifade edilmiştir…Yavaş ve tutarlı bir kazancın insana hayır getireceği açıklanmıştır. Zor kazanılan ve kazanılırken içinde emek ve ter olan tüm servetler sahipleri için bereketli olmuşlardır…
 
Çoğunluğa sahip olmak veya çoğunluğu kontrol altında tutmak güzel midir? Maalesef bu durumun güzel olduğunu söylemek oldukça zordur. Çoğunluğu idare etmek ve çoğunluğun sorumluluğunu üzerinde hissetmek insanı yoran ve sıkıntıya sokan bir durumdur. Çünkü adaleti sağlayarak eşit ve adil davranmak kolay değildir. Oysa ki adalet; mülkün ve iktidarın vazgeçilemez bir öğesidir.Tüm bunlara rağmen bazı ruhlar; kontrolü elinde tutmayı ve etkisi altındaki hemen her şeyi kontrol ederek gücü elinde bulundurma hissini yaşamak isterler…Burada insanın niyeti çok önemlidir…Ve niyetler insanların en gizli yerlerinde taşınırlar…Gerçek manada onu kimse bilemez…Hatta insan kendi kendisini bile yanıltabilir…
 
Çoğunluğu yöneten iktidar sahipleri kimi zaman bu çoğunluğa zulmetmişler ve bunu tarih kayıt altına almıştır. Pek çok kral, hükümdar, padişah ve devlet adamı farklı entrikalarla zulümlerinin acısını çekmiş ve yaptıkları kötülükler birer bumerang gibi dönüp dolaşıp kendilerini yok etmiştir. Dolayısı ile çoğunluğu yönetmek ve bu yönetimden adeta orgazm olacak kadar haz almaya tevessül etmek aslında hastalıklı bir durumdur...Derin düşünüldüğünde çokluğun hafifliğinde, yönetme isteğinin hastalıklı ruh halinin gizlendiği görülür.
 
Çoğunluğu yönetmek ve çok olan şeylerle ilgili olarak sürekli adaleti sağlamak mümkün mü? Her yapılan işte adaleti gözetip hiçbir zaman hatasız davranma gücü göstermek insanın elde edebileceği bir başarı mı? Hiçbir zaman insanoğlu kusursuz değildir ve mayası hataya eğilimli yaratılmışlığından ötürü sürekli yanılgılarla doludur…Hatalarımız rahimlere tohum olarak düştüğümüz ilk anlarımızda başlar…Mayamız olgunlaşırken hatalarımız çoğalır…Hatasızlığa odaklandıkça mükemmellik kaygılarımız artar ve ruhumuz kıskaç altına girer…Mükemmellik içine düştüğümüz bir hastalık olur da bu durumdan maalesef haberimiz bile olmaz…
 
Adaleti ve doğruluğu her insan sağlamaya çalışır…Fakat adaletin terazisi o kadar çok hassastır ki kuyumcu ustasının terazisi bile onu tartarken hata yapar. Hatasızlık Rahmanidir…Hata yapmayan ve adaleti kusursuz işleten sadece Yaratıcıdır…Tüm insanlar günahkardır ve yaşamları hatalarla doludur…Hatasız kul yoktur…Hatasız olmaya çalışıldıkça ve az hata yapmaya başladıkça insan dünya hayatında kimi zaman farklı boyutların içinde dolaşmaya başlar…Hedef hatasızlık ve mükemmellik oldukça insanın hatalarla dolu olan davranışları ve bozulmuş ruh hali yaşamı çekilmez bir yer haline dönüştürür…
 
Çoğunluğun yönetimini sağlamak amacıyla iktidar sahibi olmayı istemek ve maalesef bunda çok ısrarcı olmak sağlıklı bir durum değildir. Çünkü iktidar sahibi olmayı ısrarla istemekte hatasızlığa bir meydan okuma vardır. Bu meydan okuma sırasında insanlar; farkında olmaksızın ‘ben hatasızım, iktidar sahibi olmak ve onu kontrol etmek benim hakkım’ diye düşünürler… Bu insanlar için ‘Tanrı Kompleksi’ kavramı kullanılır. Dolayısıyla iktidarın vereceği ve kontrol etmenin sağlayacağı haz bu insanlar için hakikaten çok ciddi bir mutluluk kaynağıdır…Fakat felsefi ve psikolojik arka planında sağlıklı olmayan pek çok yönün olması bu insanları yakından incelemeyi gerektirir.
 
Gücü elinde bulundurma isteği ve bununla birlikte bu duygudan haz alma durumu maalesef hasta ruhların bir sorunudur. Gücü; genellikle menfaat elde etmek veya sosyal konumlarından memnun olmadıkları için istediklerine inanılır. Güç onun elinde olduğunda kazanmış olduğu imkanlar ve bu imkanların sağladığı gösteriş onun kendisini gücün merkezinde hissetmesine neden olur. Gücün merkezinde olmak bir bakıma gücün kendisi olmak demektir. Güçle kendisini özdeşleştirmiş çok insan vardır…Tarihe yön vermiş pek çok insanın psikolojik arka planlarında güç ile kendilerini bir ve beraber gördüklerine dair çok örnek bulunur…İktidar ve gücü elinde bulundurma savaşı, bu yüzden her zaman insanlığın paylaşmakta en çok sorun yaşadığı konu olmuştur.
 
İktidara sahip olma isteğinin fazlalığı; insanın hastalanmış olan ruhunu doyurarak tatmin etme çabasından köken alır. Ruh diğerlerini yöneterek kendi üstünlük gücünü görüp rahatlamak ister. Hastalık arttıkça insanın tatminsizliği fazlalaşır. Onun için mutlu olmak son derece zorlaşmıştır. İnsan mutlu olmasını yönetmeye bağlamışsa, yönetmeyi ve insanlara liderlik yapmayı yaşamının olmazsa olmazı haline getirmişse hakikaten tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmış demektir…Bunlar genellikle siyaset sahnesinde sivrilmeye veya üst düzey bürokraside yer edinmeye çalışırlar…Onlar için makam; yaşamlarının merkezidir…Makamlarını kaybetmenin sonrasında intihar etmeleri çok kolaylaşmıştır…
 
Sezgilerine çok güvenen bu insanlar; her türlü kerameti kendilerinde görürler. Tıpkı kan emen yarasalar gibi onlarda alkışlarla ve etraflarındaki şak şakçılarla beslenirler. İktidarı yönetme fantezileri ve etraflarında onlara akan övgüler egolarını doyurarak onları mutlu ve normal insanlar haline döndürücü etkide bulunur…Onların normal insana dönüşebilmek için önlerinde bulunan bu engel çoğu kere bir sır gibi saklanır. Dünyada onları anlayacak maalesef çok az insan vardır…Bu insanlar neden böyledirler? Çünkü bunların geçmişlerinde çok ağır eleştiriye maruz kalmış çocukluk ve yüksek beklentiyle büyütülmüş ergenlik dönemleri vardır…Bu insanlar eleştiriye tahammül etmekte de çok zorlanırlar…Çünkü eleştirilmek onları zihinsel olarak çocukluk yıllarına döndürür…Bilirsiniz kimse tekrar çocuk yerine konulmayı istemez. 
 
 
Dr.Recai Yahyaoğlu

Yorumlar