Obsesif Kompulsif Bozukluk Hakkında Genel Bilgiler


22 Mart 2010

3457


 

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 


 

Birçok kişinin aşırı temizlik, titizlik, düzenlilik, eşya veya para biriktirme, simetriye önem verme, kapıyı-ocağı kontrol etme gibi çeşitli takıntıları, kuruntuları, saçma bulduğu halde yapmak zorunda kaldığı davranış ve düşünceleri olabilir. Çoğunlukla bunlar önemli bir zaman kaybına veya ciddi bir sıkıntıya neden olmazlar.Ancak, bazı kişiler aşırı ve saçma buldukları halde bu davranış ve düşüncelerini tekrar tekrar yapmaya ve sürdürmeye devam ederler. Bu durum önemli oranda zaman kaybına yol açar, belirgin bir sıkıntı verir ve kişiyi zorlamaya, yaşamla, kendisiyle ve çevresiyle ilişkisini bozmaya başlarsa, üzerinde durmak ve bunun ruhsal bir sorun olabileceğini düşünmek gerekir. Bu, psikiyatrideki adıyla Obsesif -Kompulsif Bozukluk (OKB, Takıntılı Zorlantılı Bozukluk) olabilir.

 

Obsesyonlar (takıntılar), irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden veya sıkıntı veren, bilinçli bir çaba ile kovulamayan yineleyici düşüncelerdir. Kompulsiyonlar (zorlantılar) ise çoğu kez obsesif düşünceleri kovma veya bu düşüncelerin verdiği sıkıntıyı azaltmak için yapılan ve istemeden yinelenen hareketlerdir. Ocağı ya da evinin kapısını kapatıp kapatmadığından emin olamayan (obsesyon) bir kişinin, tekrar tekrar kapıyı, ocağı kontrol etmesi (kompulsiyon), para ya da herhangi bir eşyaya dokunduğunda elinin kirlendiğini obsesif bir şekilde düşünen bir kişinin el yıkama tutkusu (kompulsiyon) gibi davranışlar OKB'nin en sık rastlanan örnekleridir .

 

OKB'de iki temel belirti kümesi bulunmaktadır: Obsesyonlar ve kompul­siyonlar. Obsesyonlar, istenmeden gelen ve uygunsuz olarak yaşa nan, belirgin anksiyete ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli dü şünceler, dürtüler ya da düşlemlerdir. Kompulsiyonlar ise, kişinin, obsesyona bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallarına göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davra nışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

 

OKB'nin 1980'li yıllara değin oldukça seyrek görülen bir hastalık olduğu na inanılırdı. Ancak, günümüzde bu bozukluk toplumda sık görülen psiki yatrik hastalıklar arasında yer almaktadır. Çeşitli araştırmalarda, yaşamboyu görülme sıklığının %2-3 olduğu bildirilmişti. Ayrıca, obsesif-kompulsif be lirtiler, tanı ölçütlerini karşılamasa da, eşik altı düzeyde bir çok insanın yaşa mını önemli ölçüde etkilemektedir.

 

OKB, tipik olarak geç ergenlikte başlasa da, olguların yaklaşık üçte ikisinde başlangıcın 25 yaşın altında, %10-20'sinde ise puberte öncesinde olduğu bil­dirilmiştir. OKB hastalannda çoğunlukla zaman içinde belirtilerde artıp azalmaların görüldüğü süreğen bir gidiş gözlenmektedir. Olguların %10-15'inde bozuk luk tamamen iyileşse de ataklar halinde kendini gösterirken; %6-14'ün-de gittikçe kötüleşen bir gidişten söz edilmektedir. Sıklıkla süreğen bir gidiş göstermesi, işlevselliği önemli ölçüde etkileye rek yaşam kalitesinde bozulmaya neden olması ve de düşük olmayan bir oranda tedaviye yanıtsız kalabilmesi, OKB'de, özellikle de son yıllarda, yeni tedavi arayışlarını ve tedavi ilkeleri oluşturma yönündeki yoğun çabalan gündeme getirmiştir. 

 

OKB'nin ilk basamak tedavileri, serotonin gerialım inhibitörleri (SGI) ve bilişsel-davranışçı tedavi uygulamalarından oluşmaktadır. Gerek SGİ'ler gerekse davranışçı tedaviler, OKB'de etkilidir. OKB hastalarında SGI tedavisi ile "alıştırma" (exposure) ve "tepki engelleme"yi (responsive prevention) içeren davranışçı tedaviler birlikte uygulandığında, uzun süreli izlem sonuçları daha iyi bulunmuş, özel likle de ilaç kesimi sonrasındaki nüksetme oranlarının düşük olduğu gözlenmiştir.

 

TAKINTILI KİŞİLERİN ÖZELLİKLERİ

 

Obsesif-kompulsif bozukluğu olan hastaların yaklaşık % 25'inde obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu olduğu bulunmuştur.  Çok büyük bir kısmında da takıntılı kişilik özellikleri vardır. Takıntılı kişilik özellikleri taşıyan kişiler hem kendi üzerlerinde, hem de çevrelerinde denetimi sağlamak üzere önlemler alırlar. Davranışları, duyguları, düşünceleri ve çevreyi denetlemek ana yaşamsal görevdir. Yaklaşımlarında ölçülü, ihtiyatlı, düşünceli ve mantıklıdırlar. Bu özellikle rinde aşırıya kaçarlarsa sert görünüşlü ve bilgiçlik taslayan, yargılayan kişiler olurlar. Duygular ve sezgiler yerine nedensellik ve mantıksal olma üzerinde dururlar. Duygular çok gerilere gidebilir ve böyle olması; yaşamdan zevk almayı, yaşamın, ilişkilerin tadını çıkartmayı, sevmeyi, sevilmeyi, duygu paylaşımlarını engelleyebilir. Gerçekte olduklarından daha soğuk gözükürler. Nesnel olmak için ellerinden geleni yaparlar, öznel taşkınlıklardan kaçınmaya çalışırlar. Sonuç olarak bu kişiler ölçülü ve duygusal olarak mesafeli görünürler, ancak aynı zamanda dengelilik, güvenilirlik ve dürüstlük niteliklerine sahiptirler.

Kendilerini tutma ve duygularını frenlemelerine ek olarak takıntılı kişilik özellikleri taşıyan kişiler çevreleri üzerinde egemenlik kurmayı da severler. Böylelikle kendilerini güvende hissederler. Bu çok şiddetlenirse serbestçe ilişki kurmayı ve yaşamayı zorlaştırır. Onlar için "her şeyin bir yeri vardır ve her şey yerli yerinde olmalıdır". Temizliğe düşkün ve düzenlidirler. Her şeyi tam zamanında yapan dakik kişilerdir. Kişilerin ve kuruluşların önceden belirlendiği gibi davran masını ve daha çok kendi istekleri doğrultusunda davranmasını isterler. Karşı çıkıldıklarında şaşırtıcı bir derecede dikkafalı ve inatçı olabilirler. Bu kişiler doğruluğa ve dürüstlüğe çok değer verirler. Mülkiyet hakkı duygula rı çok güçlüdür, çok tutumlu davranırlar ve sahip oldukları şeyleri çok zor paylaşırlar.

Ancak, takıntılı kişilik özelliklerinin olması anormal bir duru mun olduğunu göstermez. Tam tersine, bu niteliklere sahip olmak kişilere çok şey kazandırabileceği gibi toplumlar da dengede olmalarını ve verimliliklerini önemli ölçüde takıntılı üyelerine borçludurlar. Bu bireyleri çalışmayı severler. Aşıraya kaçmadıkları sürece tüm u özellikler, başarıyı, huzuru ve toplumda sevilmeyi getirir. Bu nite likler aşırıya kaçarsa ve denetim altında tutma ve dürtü dışavurumu arasındaki denge bozulursa sorunlar başlar. Aşırıya kaçtığında ise her anlamda serbestlikleri azalır, kendileri ve yakınları için acı ve sıkıntı dolu bir yaşam sürerler. Ayrıca, takıntılı kişilik özellikleri ve obsesif-kompulsif semptomlar arasında her zaman bir bağ olması da gerekmemektedir. Çünkü her insan anal dönemden geçtiği, bir tuvalet eğitimi örneği gibi ahlaki değerleri öğrendiği için, bir miktarda herkeste anal özellikler, anal savunmalar vardır. Ama bunun düzeyi kişiseldir. Diğer kişilik tiplerinde de anal özellikler bulunabilir.

OBSESİF KOMPULSİF KİŞİLİĞİN PSİKODİNAMİĞİ

 

Obsesif-kompulsif belirtilerin ve karakter özelliklerinin şeklini ve niteliğini belirleyen başlıca üç savunma mekanizması vardır:

(1)    izolasyon (yalıtma),

(2)    yapma-bozma ve

(3)    reaksiyon formasyon (karşıt tepki kurma).

(1) İzolasyon (yalıtma):

Yalıtma, kişiyi kaygı doğuran duygulanımlardan ve dürtülerden korumaya çalışan bir savunma mekanizmasıdır. Yalıtma kullanıldığında, ortaya çıkan duygulanım, kaynağını aldı­ğı düşünce içeriğinden ayrılır ve bilinçdışına itilir. Bu duygusal yalıtmadır.

Yalıtma tam anlamıyla başarılı olursa, dürtü ve buna eşlik eden duygulanım tümüyle bastırılır ve hasta bununla ilişkili olarak sadece duygulanımı olmayan düşüncenin bilinçli olarak farkında olur. Böylelikle duygusal kısmı ağır gelen bir olayı hiçbir duygu katmadan anlatabilir, düşünebilir.

Bazen yalıtma daha az etkili olur. Dürtünün taşıdığı bütün enerji nin ve buna eşlik eden duygulanımın hastanın bilincine girmesi, bastırıcı güçler tarafından tümüyle baskılanamaz. Hastalar, böylece, anlamını ya da önemini tam kavramaksızın dürtünün kısmen farkına varırlar. Sözgelimi yabancılara ya da bir rastlantı sonucu tanıdıklarına karşı öldür me isteği taşıyor olabilirler. Burada dürtü kendisini şiddet eylemine katıl maya zorlama biçiminde hissettirmiştir ancak kışkırtmanın yönü hastanın saldırganlığının olduğu gerçek kişiden çevresindeki diğer insanlara doğru yer değiştirmiştir.

Yalıtma, aynı zamanda, hastaların kısmen de olsa öfkelerinin farkına varmamalarına yol açar;  böylece hastalar zorlantılarına şaşırırlar, bunların anlaşılması güçleşir, bunlardan rahatsızlık duyarlar. Bu da düşünsel izolasyondur. Şiddete başvurma ve zarar verme düşlem leri ve düşünceleri hastaların kafalarını meşgul eder (takıntılar); bura da da yine kısmen bastırılmış dürtünün enerjisi, düşüncelere zorlayıcı bir nitelik verir. Ancak yalıtma mekanizmasının sürmekte olan kısmi işlevselliği hastaların yüzeyin altında barındırdıkları yoğun agresyonlarının, öfkelerinin, saldırganlıklarının farkına varmalarını önler. Bu duyguları yaşamak ya da ifade etmek yerine bazı düşünsel ya da fiziksel işlerle uğraşırlar.

(2) Yapma-bozma: Dürtünün birincil savunma olan yalıtmadan kaçması veya serbestleşmesi tehdidine karşı, yardıma gelen bir savunma işlevidir. Bu savaşın ve dürtünün bilince çıkabilme ihtimalinin hastada doğurduğu kaygıyı gidermek, duyguların kontrolünü arttırmak için ikincil savunucu işlemler gerekir.

Zorlantıların kaygıyı kısmen yatıştırıcı bir işlevi vardır. Zorlantı sözel ya da fzikseldir ve kaygıyı azaltmaya yöneliktir. Yalıtma savunma mekanizma sı ile yeterince kontrol altına alınamayan dürtünün kontrol altı na alınması amacını taşır. Yapma-bozma, hastanın korku verici takıntılarından ya da dürtüsünden kaynaklanacağını beklediği sonuçlardan korunma ya da bunları bozma amacıyla yaptığı zorlantı yaşatan şeylerdir.

(3) Reaksiyon formasyon (karşıt tepki kurma): Yalıtma ve yapma-bozma, klinik semp­tomların oluşumu ile yakından ilgilidir. Karşıt tepki kurma  ise  semptomların  oluşumundan  çok karakter özelliklerinin oluşumunda rol oynar. Karşıt tepki kurma, altta yatan dürtülerin tam tersi davranışlar ve tutumlar sergileme durumudur. Bunların aşırı abartılı, hatta uygunsuz olduğu gözlenebilir.

GERİLEME (REGRESYON)

Klasik analitik kuramda gerileme, obse sif-kompulsif bozukluğun oluşumunda temel mekanizmadır. Obsesif-kompulsif hastalarda genital dürtüler tümüyle bırakılır ve psiko-seksüel gelişme nin daha önceki anal-sadistik evresine gerilenir. Burada çocuk çok sert, mücadele edilemeyecek, korkutucu ebeveyn figürleriyle karşılaşmış olabilir. Bu durum onun ödipale geçmesini engellemiştir. Diğer taraftan ebeveynlerdeki anal özellikler ve ödipalden kaçış, çocuklarını da anal dönemde sabitlemelerine ve ödipale girmelerini engellemelerine neden olabilir. Anal dönemdeki büyüsel düşüncenin somutluğundan kurtulamayan ebeveynler için cinsellik hem ensestiyöz yönden hem de bir duygu yükü taşıması açısından korkutucu ve kaçındırıcı bir hava taşır. Çocukluk gelişimi sırasında ortaya çıkan çarpıklıklardan kalma saplanmaların olması bu evreye geri dönmeyi kolaylaştırır. Hastalar genital dürtülerini bırakarak bu dürtülerden kaynaklanan çatışmalar ve sorunlarla artık karşılaşmaz olurlar.

Ancak böylece çatışmaları ve sorunları bir kat daha artar. Enerjilerin gerilemesiyle anal-sadistlik dürtüler desteklenmiş, güçlendirilmiş olur. Gerileme orta ya çıkmadan önce, karşıt tepki kurmalar kişilik yapısında belirli miktarda anal sadistik enerjiyi kontrol altına almaya ve değişikliğe uğrat maya yeterli olur. Ancak anal sadistik davranışa yönelik olarak artmış dürtüleri kontrol altına almak için acil önlemler alınmasını gerekli kılar. Bu acil önlemler arasında önde gelenleri yalıtma, yapma-bozma ve yer değiştirmedir. Sürekli olarak baskı yapan dürtülerle birlikte bu savunmalar obsesif-kompulsif semptomların ortaya çıkmasına yol açar.

Gerilemenin bir sonucu olarak ruhsal işlevsellikte diğer birtakım değişik likler daha ortaya çıkar:

(1)    ambivalans (çifte değerlikli duygular),

(2)    büyüsel düşüncenin ortaya çıkması ve

(3)    üstbenlik değişiklikleri.

(1)   Ambivalans (çifte değerlikli duygular):   Çocukların anal-sadistik gelişme evresi sırasında görülen önemli bir özelliğidir. Çocuklar, aynı nesneye karşı hem sevgi, hem de nefret duyabilirler ve bu durum bazen eşzamanlı olarak görülür ya da bu duygulardan birinden diğerine öyle hızlı geçişler olur ki geçici olarak bu duygular yan yanaymışlar gibi görünür. Normal gelişme sürecinde saldırganlığın çoğu yüksüzleştirilir ve başkalarına zarar vermek yerine onları yenmek biçiminde kalır. Sonuç olarak, olgun bir kişide sevgi egemendir ve saldırganlık gerektiğinde makul düzeylerde ortaya çıkar. Ama gerileme ortaya çıkınca çifte değerlikli duyguların karakteristik duygu olduğu evre baskınlaşır. Bu yüzden obsesif-kompulsif hastalar çoğu kez, aynı nesnelere karşı hem sevgi, hem de nefret duyguları duyarlar. Bu birbirine karşıt duyguların getirdiği çatışma ve suçluluk, hastaların  yapma-bozma  davranışlarında  ve  seçim  yapma  durumunda kaldıkları zaman gösterdikleri kararsız tutumlarında görülebilir.

(2)   Büyüsel düşünce:  Büyüsel düşünme olgusunda,  gerileme, dürtülerden çok daha önceki düşünce kalıplarını açığa çıkartır. Yani, altbenlik fonksiyonları gibi benlik fonksiyonları da gerilemeden etkilenir. Büyüsel düşüncede düşünce tümgüçlülüğü olgusu vardır. Bu kişiler dış dünyada, herhangi bir fizik eylemin yardımı olmaksızın sadece düşünerek bir olayın   olmasına   neden   olabilecekleri   duygusunu   taşırlar. Sözler ve düşünceler eylemin yerine geçmiştir.  Obsesif-kompulsif   hastaların   saldırganca  düşünceler taşıyor   olmalarından korku duymalarının nedeni budur.

(3)  Üstbenlik değişikleri: Olgun kişilerin standartları ve idealleri genellikle başarabileceklerinin sınırları içindedir ve böyle kişiler genelde vicdanlarıyla barışık yaşarlar. Ancak ahlâki değerleri açıkça sarsılınca vicdan azabı çekerler. Obsesif-kompulsif bozukluğu olan hastalarda bu durum oldukça değişiktir. Tabu saydıkları zihinsel ve davranışsal etkinlik lerin sayısı ve çeşidi çok fazladır, hastalar yapıp ettiklerinin çok farkında dırlar,  aşırı öz-eleştiricidirler ve kendi kendilerini yargılamalarında çok acımasızdırlar. Bu durum, başkalarına zarar verecek ya da kötülük yapa cak olma ile ilişkili takıntılı düşüncelerinde, başkalarına zarar vermiş ya da kötülük yapmış olduklarına ilişkin olarak sürekli duydukları suçlu luklarında açıkça görülür. Yasak düşünce ve dürtülerinin etkilerini bozmak, bunları denetim altına almak ve bunlardan korunmak için sürekli ritüel ve kompulsif eylem yapma gereksinimi duyarlar. Gerilemiş üstbenliklerinin acımasız, mükemmeliyetçi ve cezalandırıcı özellikleri nevrotik hastaların zihinsel işlevselliğinde yeniden ortaya çıkar. Yani üstbenlikleri, vicdanları ve ahlak anlayışları çok sert, acımasız ve eleştireldir.


Yorumlar