Aşk mı Tutku mu?


22 Aralık 2009

6293


Son zamanlarda; aşkla, cinsellikle, ilişki ve evlilikle gelen soruların artmasından dolayı bu makalede AŞKIN bilimsel olarak incelenmesini bulacaksınız. Aşkla ilgili bu ilk bölümde, AŞKA genel olarak bir bakacağız. Gelecek makalede ise, Tutkulu ve Arkadaşça Aşk'tan,  Ludus-Oyun Gibi Aşk'a, Mania-Sahiplenici Aşk'tan, Agape-Özgeci Aşk'a kadar uzanan çeşitli Aşk Stilleri'ni, Cinsel Çekimi ve sonra da Aşk ve Evlilik ilişkisini paylaşacağız.

Her insanın yaşamının bir döneminde en az bir kere yaşadığı ya da yaşamayı umut ettiği bir duygusal durum olan AŞK'ı ele alan psikoloji çalışmaları gözden geçirildiğinde karşılaşılan en büyük güçlük, bu kavramın tanımlanmasındaki çeşitlilik yani aşkın farklı kişiler için farklı şeyler ifade ediyor olmasıdır. Bu durum farklı aşk türlerini, sınıflandırmalarını ortaya çıkarmıştır.

Aşkla ilgili sorular, insanlık tarihi kadar eskidir. Aşk kelimesini yazı diline ilk alanların Mısırlılar olduğu sanılıyor. M.Ö.1300'lü yıllardan sonra yazılmış 55 aşk şarkısı da Mısır kaynaklı. Eski Mısır'da aşk öykülerini şiirlere döken ilk şairler, aşkı, "bizi avucuna alan ve hiç bir şekilde kendimizi savunma fırsatı vermeyen bir hastalığa" benzetiyorlardı. İyileşme ancak "sevgilinin" yani "aşk objesinin" varlığıyla mümkündü.

Yunanlılar daha sonra, bereket tanrıçasını, iki farklı aşk tanrısına ayırdılar. Şehvetli arzuları bir tarafa, aşk olarak yüceltilen duyguları diğer tarafa ayırarak, onlara "kişilik" kazandırdılar. Aslında ilkçağda yaşayan bilgeler, günümüzde "aşık olmak" diye tanımladığımız şeyi, hiç bir zaman "sürekli bir ilişki" şeklinde değerlendirmemişler.

İlkçağ Yunanlı filozoflarından Platon (Eflatun) (M.Ö. 427-347), şehvet dolu bedensel arzuların, yani Eros'un ortaya çıkışını anlattığı ünlü eseri Şölen'de, neşeli ve çizgi dışı Eros aracılığıyla, aşka, ilk anda anlaşılması zor bir bakış açısı kazandırmıştır. Yine ona göre aşka ihtiyaç duyulmasının sebebi de; "yoksulluk, fakirlik" ti. Dolayısıyla, bizlerde bir eksiklik duygusu ve aynı zamanda da tamamlanma arzusu yaratıyordu.

Psikanalist Erich Fromm, "Sevme Sanatı" kitabında, "Dünya sadece, iştahlarımızı tatmin edebilmek için var" değerlendirmesini yapmıştı. "O, dev bir elma, dev bir şişe, dev bir meme. Biz ise, onun yolunu sonsuza dek bekleyen ve sürekli hayal kırıklığına uğrayan meme emmeye hazır bebekleriz".

Seks ve aşk, sürekli birbiriyle karıştırılıyor. "Seks ve aşkın tüketime yönelik kötüye kullanımı, hayatı anlamlı kılan diğer şeylerin eksikliğinde, mutluluk olarak onların yerini doldurma görevi üstleniyor."

Freud ve Psikanaliz, günümüzde aşkı şöyle tanımlıyor: Aşk objesine duyulan özlem, erken çocukluk dönemine ait sevilen objelere (genellikle anne ve babalar) yeniden kavuşma isteğinden doğuyor.

Buna yakın bir başka görüş de, erkek ya da kadındaki bir araya gelme isteğinin, çocukluktaki yaşanan yaralayıcı deneyimlerin yeni bir aşk objesiyle iyileştirme isteğinden de etkilendiğini söylüyor. Duygusal dünyasında tamamen bencilce hareket eden küçük çocuk, kısa süre içinde, annesinin memesi, ebeveynlerinin ilgisi gibi ona huzur ve mutluluk veren kaynakların sınırsız ve sonsuza kadar emrinde olmadığını anlıyor.

Gelişimi sırasında bir başka deneyim daha elde ediyor. Zevk veren şeyler, kendisinin parçası haline geliyor. Yani, onu mutlu eden şeyi, bir başkasından gelse bile kendi parçasıymış gibi algılıyor ve bölünmüşlük duygusu geçici olarak ortadan kalkıyor. Çocuk bir başkasının ona yönelmesiyle kendisini bir bütün ve mutlu hissediyor.

İnsan davranışlarına baktığımızda ise, hoşlanma, aşk ve cinsel arzunun çok fazla iç içe geçtiğini görürüz.

Hoşlanma

Hoşlanma duygusu bir çok bileşenle birlikte incelenmektedir. Bunlar; fiziksel hoşlanma, çekicilik, yakınlık, aşinalık ve benzerlik'tir. Fiziksel çekicilik neden bu kadar önemli? Kısmi bir neden, sosyal durumumuz ve kendi değerimizin, fiziksel olarak çekici biriyle göründüğümüz zaman güçlenmesidir. Yapılan araştırmalarda gerek kadınlar, gerekse erkekler, çekici ve romantik bir partner ya da arkadaşla birlikte olmayı, çekici olmayan biriyle olmaktan daha iyi bir şey olarak yorumladılar. Ancak buradaki ilginç taraf, her iki cinsin de fiziksel olarak kendilerinden daha çekici bir yabancıyla birlikte görünmekten pek hoşlanmamış olmalarıdır. Görünüşe bakılırsa, diğer kişiyle karşılaştırılmak istenmemektedirler.

Yine başka bir araştırmada da, evli olan çiftlerin üçte birinin evlenmeden önce en fazla beş blok ötede oturduğunu göstermektedir. Nitekim bizim özlü deyişlerimizde de bunu doğrulayan "gözden ırak, gönülden ırak" gibi anlatımlara rastlanmaktadır. Yine yakınlığın hoşlanma yaratmasının başlıca nedenlerinden biri de aşinalığı arttırması değil midir? Günümüzde aşinalığın tek başına hoşlanmayı arttırdığı konusunda bir çok araştırma vardır. Örneğin, Mozart ya da Beethoven'i dinleyen fareler, duymuş oldukları besteciyi tercih etmeye başlamaktadırlar! Bizim kültürümüzde de büyüklerin gençlere nasihatı "sabret, zamanla alışırsın" ya da "sabredersen, zamanla sana alışacaktır telkin ve tembihleri de, insanların birbirine yakın olarak, aşinalık geliştirerek, bağlılık olgusunun gelişeceği yolunda gibidir.

Zıt kutupların birbirini çektiği yolunda eski bir deyiş vardır ve sevgililer birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını anlatmaktan hoşlanırlar. "Ben yelken kullanmayı seviyorum, o dağcılıktan hoşlanıyor" derken sevgililerin gözden kaçırdıkları şey, ikisinin de açık hava faaliyetlerinden hoşlandıklarını fark edememeleri olabilir. Yine bunların dışında ikisinin de örneğin sosyal demokrat veya milliyetçi olduğu, ikisinin de aynı dinden, aynı sosyal sınıftan, aynı eğitim düzeyinden olduğu ve yaş farklarının en fazla 3 yıl ve aralarındaki zeka puanının en az 5 IQ olduğudur. Özetle bu eski deyiş genellikle yanlıştır. İstatiksel araştırmalar, eşlerin yalnızca ırk, din, eğitim ve sosyoekonomik sınıf gibi sosyalojik özelliklerde değil, boy ve göz rengi gibi fiziksel özelliklerde ve zeka gibi psikolojik özelliklerde de önemli ölçüde benzer olduklarını göstermektedir. Çiftlerin cinsel davranış ve cinsiyet rolleri bakımından da benzer oldukları görülmektedir.

Her ne kadar fiziksel çekicilik, potansiyel bir ilişki için önemli bulunsa ve fazla çekici olmayan çiftler reddediliceklerini düşündükleri için yine fazla çekici olmayan partnerlere yanaşırken, çok çekici olan bireyler de çok çekici diğer bireylerle birlikte olmaya çalışırlarsa da, fiziksel çekicilik unsuru dışındaki boyutlarda görülen benzerlik, uzun süreli ilişki için belki de daha önemlidir. Yapılan araştırmalarda, kişilik bakımından daha benzer çiftlerin, arkadaşları ziyaret etmek, birlikte yemeğe çıkmak, topluluk faaliyetlerine ve mesleki toplantılara katılmak gibi etkinliklerden hoşlanma bakımından daha fazla benzerlik taşıdıklarını göstermiştir.

Bu çiftler daha az kavga yaptıklarını, birbirlerine daha fazla yakınlık ve dostluk duyduklarını ve birbirlerine daha az benzeyen çiftlere kıyasla daha doyurucu bir evlilik sürdürdüklerini belirtmişlerdir.

Not: Erich Fromm "Sevme Sanatı" kitabından, www.focusdergisi.com.tr'den ve Atkinson'dan alıntılar yapılmıştır.


Yorumlar