Nefes Teknikleri ve Depresyon


23 Ocak 2013

2880


Bir bebek ilk doğduğu an nefes alır,  Açlığa bir ay kadar, susuzluğa birkaç gün dayanabiliriz ama nefessiz birkaç dakika içinde ölürüz.  Nefes canlılıktır hayattır. Vücudumuzdaki tüm hücrelerimizin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimizin doğru oksijenlenmesini sağlayamadığımızda beyin hücrelerinden başlayarak tüm hücreler ölmeye başlar .

Fiziksel varlığımızın oksijene ihtiyacı dışında zihinsel ve duygusal aktivitelerimizin de oksjienle kuvvetli bir bağlantısı vardır.  Oksijen oranı düşük ortamlarda sağlıklı düşünemez konsantre olamayız.

Nefesimiz duygularımızı, duygularımız nefesimizi etkiler.  Gerilim filmi izlerken müzik, sahneye uyumlu olarak gergin ortamı yansıtırken, bizim nefesimiz de benzer bir şekilde gergin hale gelir, sahne geçtiğinde nefesimiz de normale döner.

Peki nefesimizin duygularımızla ilişkisinin farkındalığına sahip olursak ne olur? O zaman nefesimizi bilinçli olarak kontrol ederek duygularımızı kontrol edebiliriz.  Stres, kaygı, korku gibi duyguları birkaç nefes alış verişiyle birkaç dakika içinde düzenleyebiliriz.

Peki bu nasıl oluyor? Nefes alıp verirken vücudumuzda neler değişiyor?

Çoğumuz dakikada 25-30 kez nefes alıyoruz. Nefeslerimizde üst göğüsten aldığımız kesik sığ nefesler şeklinde alınıyor. Yeni doğmuş bir bebeği gözünüzün önüne getirin. Nasıl nefes alır? Sizin şu an nefes aldığınız gibi mi yoksa karnından derin nefesler şeklinde mi? Doğal nefes elbette ki bebeğin aldığı nefestir.

Zaman içinde beynin üst tabakası olan cortex bölümü geliştikçe yani EGO merkezi geliştikçe diyafram nefesinden göğüs nefesine geçeriz. Sonuç ego merkezli düşünen tatminsiz insanlar, kaygı, korku ve stres.

Biliyorsunuz beynimizin iki lobu vardır. Sağ ve sol loblar. Sol lob sayılar ve şekillerle düşünür, ego merkezlidir. Sağ lob soyut düşünceler ve renklerle ilgilidir, uzlaşmacı tarafımızdır. Sol lob bizi sürekli diken üstünde tutan, daima gardımızı almış davranmamızı sağlayan taraftır. Temel çalışma mantığı “savaş veya kaç”tır. Sağ lob ise birlik bilinci içeren, “savaşmaya gerek yok, her şey olması gerektiği gibi bütünlük içinde” diyen tarafımızdır.

Aldığımız göğüs nefesleri sempatik sinir sistemini yani tiroid bezini uyarır, bu durumda kanımızın PH dengesi değişerek asidik hale gelir. Aldığımız diyafram nefesleri ise timüs ve epifiz bezlerini yani parasempatik sinir sistemi uyarılır, kanımızın PH dengesi alkalik hale geçer.

Kaygı korku endişe vesvesenin kaynağı nedir?

Tüm bu duygularımız sol beyin ürünü olan egomuz sebebiyle ortaya çıkar. Egomuz bizi tehlikelerden koruyan bir bodyguard’dır. Ama bu bodyguardımıza bizi korumanın ötesinde hayatımıza müdahale ve hatta hayatımızı yönetme izni verirsek, o zaman doğası gereği karşılaştığı her olayı bir tehdit gibi algılayan bodyguardımız hayatımızın canına okur. Egomuz attığımız her adımda, karşımıza çıkan her olayda aşırı müdahaleci bir ebeveyn gibi bizi korkutarak çalışır.


Yorumlar