Stres Eğitimi - 3


27 Mayıs 2009

2606


Yaşamınızı Uzatmak İçin Stresi Tanımak ve Mücadele Etmek - Stres Eğitimi 3

YAŞAMIMIZI UZATMAK İÇİN STRESİ TANIMAK VE MÜCADELE ETMEK, STRESİ YÖNETMEK
STRES STRESE KARŞI DAYANIKLILIK VE STRESE EĞİLİMİ
AÇIKLAMA VE ÖNERİLER

Bireylerin yaşamı, strese neden olan ve stresi tetikleyen birden faktörün “yukarda ayrıntılı olarak açıklanan” olayları yada durumları farklı, farklı algılamaları ve anlamlar yüklemeleri sonucu, ortaya çıkan yeni koşullara olumlu yada olumsuz tepkiler verebilir. “ Kaçma, geri çekilme, yansıtma, bastırma vb. olumsuz savunma mekanizmalarını kullanabilir.”
Stres, bazen anlık olaylar durumlar karşı karşıya kalınması durumunda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle verilen tepkiler, olaydan, olaya; çevreden, çevreye; koşuldan, koşula ve kişiden kişiye değişebilir.
     Organizmanın korku, tehdit, tehlike, kaygı ve endişe vb durumların ve koşulların olumsuz etkilerinden kurtulmak ve korunmak için vereceği ilk tepkiler, bilinçsiz ve otomatik tepkilerdir. Organizmanın olayları algılama ve anlamlandırma, yeni anlamlar yükleme süreçleri ilk tepkiden sonra yaşanacak süreçlerdir. Bu algılama ve anlam kazandırmalar, olumlu olabileceği gibi ” olumlu tutum, tavır, davranış ve düşünce biçimleri geliştirebilir” olumsuz da algılayıp, anlamlandırabilir. Bireyin kişisel özellikleri ve yaşadığı çevrenin koşullarına göre; olumlu yada olumsuz tepkiler verebilir. Ayrıca hepsinden önemlisi strese neden olan faktörlerin çokluğu, şiddeti, yoğunluğu, yeğinliği oranında stresin yaşanmasının kaçınılmaz bir durum olduğu asla göz ardı edilmemelidir.
   Tüm yukarıda belirttiğim olumsuz etkiler ve koşulların stres üzerinde önemi büyüktür. Ancak, stres; organizmanın algılama ve anlamlandırma süreci ile doğrudan ilişkilidir. Daha doğrusu, organizmanın yüklediği ve vereceği farklı anlamlandırma süreçleri ile ilişkili olarak; bireyin tutum, tavır, davranış ve düşünceleri olumlu yada olumsuz olarak şekillenir.
 Organizmanın, strese karşı vereceği tepkiler; setresin şiddeti, yoğunluğu ve bireyi etkileme gücü ve biçimi değişiklikler gösterir. Ayrıca stres sürecinin uzunluğu, organizmayı olumsuz etkileyen başka bir faktördür. Bütün bu faktörlerin ve olumsuz etkilerin şiddeti, yoğunluğu ve bireyleri etkileme gücü ile ilişkisi ile orantılı olarak; stresi yaşama ve strese vereceği direnç, dayanma ve mücadele etme, üstesinden gelme, atlatma vb. gücü değişiklikler gösterir.
Bireylerin, tüm yukarda belirtilen faktörler ve koşullar dikkate alındığında; stresi hafif yada düşük veya çok düşük düzeyde atlatabileceği gibi çok yüksek, yeğin ve yoğun düzeylerde yaşayabilecektir.           
      Bazen bu tür olumsuzluklar, daha önce bireyde görülmezken; yaşanan olumsuz olay yada durumlarla ilgili faktörlere ve koşullara göre ; birey dayanacak ve mücadele edecek gücü bulamayarak, olaylara beklenmedik ve değişik tepkiler verebilir.
Şu husus asla unutulmamalıdır. Organizmanın olgu, olay ve durumları; olumsuz algılama, anlamlandırması sonucu, bireylerin tutum, tavır, davranış ve düşüncelerinde de olumsuz değişikliklere yol açar. Yine yaşanan stresin birey üzerindeki olumsuz etkisi oranında, stresi şiddetli ve daha yoğun hisseder. Yani strese verilen tepkiler kişiden kişiye değişiklikler gösterir. Bir birey olumsuz tepkiler verirken diğer birey aynı olaylar ve durumlar karşısında olumlu tepkiler verebilir. Diğer değişle bir birey çok etkilerken, diğer birey hiç etkilenmeyebilir. Stres sürecinin uzunluğu oranında organizma tahribata uğrar ve sonuçta stresin yaşanması kaçınılmaz hal alır. Stres bu durumdaki bireyin hayatının bir parçası haline dönüşmüştür. Bundan sonraki aşamalarda psikolojik rahatsızlıkları tetikleyen güç ve koşullar oluşmuştur. Daha sonraki aşamalarda, ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıkların etkisi ile her an psikosomatik hastalıklar ortaya çıkabilir. Sonrasında yok oluşun kapıları aralanmıştır. Okuyucularım tarafından bilinmesi gereken en önemli hususlar ve gerçeklik bunlardır.
 
     Stres sorunu yaşayanlara yada stres durumunda mücadele etmenin yolu, yukarda uzun, uzun açıklandığı gibi “ Bir ve ikinci Makalem” stresin fizyolojik boyutunda, organizmanın strese verdiği tepkiler, organizmanın canlılığını korumak ve hayatta kalmak için oluşturduğu tepkilerdir. Bu tepkiler organizmanın olayları ve durumları olumsuz algılama ve anlamlandırması sonucu, kendini savunmak ve dış tehlike ve tehditlerden korunmak için geliştirdiği “korkma, kaçma, uzaklaşma, geri çekilme ve olumsuz savunma mekanizmalarını kullanma” biçiminde olabileceği gibi olumlu algılama ve anlamlandırması sonucu, stresin olumsuz etkilerini tanımak, üstesinden gelmek ve baş etmek için olumlu savunma mekanizmaları geliştirip, kullanmak ve mücadele etmek biçiminde; olumlu tutum, tavır, davranış ve düşünce biçimleri geliştirebilir. Tüm bu yönleri ele alındığında, stresin verdiği olumsuz etkileri asgariye indirmenin yada ortadan tamamen kaldırmanın yolu; strese neden olan koşulları tanıyarak, kontrol altına alarak, mücadele etmek ve mümkün olduğunca lehimize düzenlemek mümkündür.
Stresin fizyolojik boyutu, stresin bireyce nasıl algılandığı ve nasıl tanımlanıp, anlamlandırıldığı ve bağışıklık sistemlerinin verdiği tepkilerle ilgili bir durumdur. Psikolojik boyutu ise organizmanın bağışıklık sistemlerinin ve bireyin strese dayanıklılık düzeyi, “algılama, tanıma, tutum, tavır, değer, davranış, düşünce ve kişilik özellikleri vb” kişisel, sosyal ve psikolojik donanımı ile ilgili bir durumdur. Bu nedenle, psikolojik boyutlarını lehimize çevirmek kendi elimizde olan ve daha kolay çözümler üretebileceğimiz bir yoldur. Ayrıca, organizmayı etkileyerek stres oluşumuna yol açan olay ve durumlar dikkate alındığında; fizyolojik boyuttan kaynaklı tepkiler organizma üzerinde bedensel olumsuzluklara yol açıp, hastalıkların ortaya çıkmasını tetiklerken; Psikolojik boyutu, duygusal olay, durum ve olgularla ilişkili boyutudur. Bu boyuttan kaynaklı psikolojik tepkiler ve organizma üzerindeki tahribat ve vereceği zararlar; psikolojik ve psikosomatik rahatsızlıklar dikkate alındığında, önem bakımında kıyaslandığında, psikolojik boyutun organizmayı daha da şiddetli ve kalıcı etkilediği söylemek yanlış olmaz. Fizyolojik boyutu bazen bireyleri alınan önlemlerle etkilemezken,  “Stres faktörleri ve strese eğilim faktörleri; tanınarak, kontrol altına alınarak, olumsuz koşulları iyi yönetip, lehimize çevirmek daha kolaydır.” psikolojik boyutunun birey üzerindeki olumsuz etkilerini bireyin düzenlemesi ve kontrol altına alması güçtür. Mutlaka psikolojik destek almasına gereksinim vardır. Ayrıca bireyde psikolojik rahatsızlıkları tetikleyerek, psikosomatik rahatsızlıklar, bağışık sistemlerinde kalıcı hasarlara yol açabilir. Ayrıca bir psikolog olarak alanım dikkate alındığında, stres konusu ele alıp, inceleyip, uygulamalar konusunda deneyimlerini paylaşmak isterken şu noktaya dikkatinizi çekmek isterim.
       Stresin fizyolojik boyutu konusunda bilgi ve deneyimlerimi paylaşırken,  psikolojik boyutunu, daha ayrıntılı ele almayı düşünüyorum. Bu nedenle, fizyolojik-bedensel boyutunu daha yüzeysel olarak ele alma ve açıklama yapma gereksinimini duymaktayım. Stresin psikolojik boyutunu daha fazla önemsememin ve duyarlılığımın; okuyucularım tarafından yanlış anlaşılmayacağını ummaktayım. Ayrıca, psikolojik boyutu ile ilgili deneyimlerim ve düşüncelerimi, duygularımı paylaşma istemim, psikolog olmamdan kaynaklı bu yanlılığın daha etik bir yaklaşım olacağı ve olayları daha objektif değerlendirmeler ışığında, sizleri stres konusunda daha ayrıntılı aydınlatacağım ve yararlı olabileceğim inancı ve düşüncesi sonucu ortaya çıkmıştır.  Makalemin bundan önceki bölümlerinde ayrıntılı biçimde açıklamalarda bulunduğum, bu boyutla ilgili bazı bilgileri yeri geldikçe vermeye devam edeceğim.       
     Stresin en büyük besleyici kaynaklarından birisi, bireyin doğumundan geldiği yaşa kadar ki geçen süreçlerdeki “Gelişim Dönemleri” çevre, sosyal çevre, özellikle aile çevresi büyük rol oynamaktadır. Yetiştiği çevrede, içinde bulunduğu yaşa kadar ki gelişim döneminin evrelerini; hangi olumlu yada olumsuz koşullar altında geçirmiştir. Bu dönemlerde yaşam, bireyin lehine mi yoksa aleyhine mi gelişmiştir Yaşadığı çevre sağlıklı ilişkiler ve iletişim olanakları mı sunmuştur? Yoksa olumsuz aile ve çevre ilişki, iletişim biçimleri bireyin yaşantısında egemen olmuştur? Kısaca bireyin içinde bulunduğu yaşam koşulları kadar, geçmişindeki yaşam koşulları önem taşımaktadır. Çünkü, her bireyin bu günü ve geleceği, genelde geçmişinin etkileri ile şekillenip, yönlendirilmektedir.
    Bu yönü ile durumu irdelediğimizde, stres öncelikle düşüncede oluşan bir psikolojik bir rahatsızlıktır. Farklı bir ifade ile bireylerin olay, olgu ve durumlar karşısında vereceği tepki biçimleri, yaklaşımları; olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Bu nedenle bireylerin verecekleri tepki durumlarını dikkate alarak iki türlü eğilim düzeyi yada grubu belirlemek,. “Strese Eğilimli Olanlar, Strese Dayanıklı Olanlar” daha gerçekçi bir yaklaşım olacağı düşüncesindeyim. Yine bu iki temel eğilimi kendi aralarında iki alt eğilime “gruba” Strese Hafif Dayanıklı, Strese Hafif Eğilimli” ayırmak mümkündür.
    Benim stres üzerinde yaptığım çalışmalar,”Özellikle, Strese Eğilim Ölçeği ve Strese Dayanıklılık Ölçeği sonuçlarının analizi ve değerlendirmesi”  uygulamalar ve terapiler sonucu bu eğilimlerin danışanlarda, ağırlıklı olarak gerçekleştiğini tespit etmiş bulunmaktayım.
      Bu amaçla stresin psikolojik etkilerini ele alıp, incelerken; strese neden olan faktörlerin başında gelen “ Duygusal ve sosyal yaşamın olumsuz etkilerinin, strese eğilim oluşturduğu “ gerçeğinden yola çıkarak ve hareket ederek; bu bölüme kadar ayrıntılı açıklamalarda bulundum. Bireylerin içinde bulundukları sosyal ve duygusal yaşamın bir parçası olan “Temel ihtiyaçların yeterince karşılanmaması ” organizmayı belirli oranlarda etkileyerek; strese neden olmaktadır. Ancak bu konuda yapılan bilimsel araştırmalarda “Maslow vb psikologlar” bireylerin, temel ihtiyaçlardan “Fizyolojik ihtiyaçların karşılanmaması boyutunun”, sosyal yada psikolojik boyutları kadar şiddetli etkilemediği sonucuna götürmektedir. Bu nedenle daha fazla bilimsel araştırma yapılmasına gereksinim duyulan fizyolojik boyuta ayrıntılı değinmek istemiyorum.      
    Bu konuya girince, Maslow’ dan bahsetmeden olmaz.  Maslow temel ihtiyaçları önem sırasına göre, piramit şeklinde ifade ederek, en tepe noktadan, aşağıya doğru, sırası ile en temel ihtiyaçların “ Kendini gerçekleştirme ihtiyacı, kendini tanımak ve potansiyelini geliştirmek, estetik ihtiyaçları, zihinsel ihtiyaçları, grubun üyesi olmak, saygı, başarma, kabul ve onay görme, sevgi, ait olma, güven, tehlikeden uzaklaşmak vb sosyal güdülerin oluşturduğunu;  fizyolojik ihtiyaçlar “dürtüler”:  Beslenme yada açlık ve susuzluk, barınma, uyku ve cinsel vb olduğunu belirtmiştir. Fizyolojik ihtiyaçların karşılanmaması, stres konusunda önem sırasına göre, daha düşük düzeylerde etkili olmaktadır.
    Şimdi bu hususları kısa ve öz açıklamak istiyorum.
    Bireylerin duygusal yaşamlarının ve yaşamlarına anlam yüklemelerinin stres üzerinde etkileri büyüktür. Duygusal yaşamlarındaki olumsuzluklar ve yaşamı olumsuz algılama, anlamlandırma ve anlam yüklemeleri arttıkça, bireylerin strese eğilim düzeyi artmaktadır. Bu nedenle, bireyin duygusal yaşamının etkilerinibirinci derecede faktörler olarak belirtmek yanlış bir ifade olmaz.
     Her insan doğumdan geldiği yaşa kadar, kendini gerçekleştirmek için çaba gösterir. Bir çabada bulunmak için önce bir hedef belirlemelidir. Hedef ortaya koyan bireyin, belirlediği hedefler gerçekçi hedefler olmalıdır. Gerçekçi olmayan, hayal ürünü ve birey için erişilemeyecek, üstesinden gelinemeyecek hedefler asla olmamalıdır.  Bu tür hedefler ortaya konulduğu takdirde, kendisinde hedefe yönelecek, motivasyon olmayacağı için buna bağlı olarak, hedefe yönelmek için gerekli çabayı göstermeyecektir. Bu nedenle amaca uygun olmayan hedefler, erişemeyeceği ve gerçekleştirmesi güç hedeflerdir ki; hedefe ulaşmaktan çok uzaklaşmaya yakın olacağından, birey başlangıçta yenilgiyi kabul etmiş olacaktır.  
  Yapılacak şeyin en doğrusu kendi potansiyel güçlerimize uygun gerçekçi hedefler koymak ve daha sonra bu hedefleri gerçekleştirmek için yola çıkmak “adım atmak” ve kararlı bir şekilde hedefe ulaşmak için çaba göstermek, daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. Her bireyin, farklı olaylar karşısında, olaya vereceği anlam ve tepkiler farklı olacaktır. Aynı olaylarda bile tepkiler kişiden kişiye değişiklik gösterecektir. “Yukarıda iki kardeş örneğinde olduğu gibi”  Çünkü her birey kişilik özellikleri ve donanımları ile farklı bir bireydir. Bu kişilik özelliklerindeki farklılıkla ilişkili olarak, olayları algılama, olaylara verilen anlam, tepki, tavır, tutum, değer, davranış, düşünce ve mücadele yöntemleri; olaydan olaya ve kişiden kişiye değişecektir.
   Bu nedenle her bireyin kendi özelliklerini ve potansiyel güçlerini tanıması, “Bireysel özellikleri, güçlü ve zayıf yönleri, olumlu yada olumsuz özellikleri, diğer kişilerden ayıran farklılıkları vb. gerekmektedir. Kendini tanıyan birey, duygu ve düşüncelerin farkında davranır ve bu nedenle gerçekçi yaklaşım sergiler ve kendi yaşantısını gerçekçi ve olumlu düzenleme yetisine sahiptir. ” Bireylerde bu konuda olumlu kişilik özellikleri olarak; kendini sevmek, yaşama karşı olumlu yaklaşım içinde olmak, yaratıcı ve mücadele edici olmak, yakın çevresindekileri tanımak ve sevmek “empati kurmak, insanı sevmek, kendini ve başkalarını oldukları gibi kabullenmek, dürüst, çalışkan vb. kısacası insan için erdem olan özellikleri taşıdığı oranda olgu ve olaylara, yaşama olumlu yaklaşır, tanır, hedef koyar, çözüm yolları üretir ve mücadele eder. Olumlu özellikler olarak bunların dışında bir çok özellikler belirtmek mümkündür. Her insan, yaşamını sağlıklı sürdürmek için kendini gerçekleştirmek ister. Her birey, ailede, çevrede, “yakın çevresi, akran-arkadaş çevresi, iş çevresi vb” toplumda, bir yerinin olması, toplum tarafından sevilip, sayılması, beğenilmesi, tasvip edilip, önem ve değer verilmesi vb. kısacası kendini gerçekleştirmek ister. Kendini gerçekleştirmek için örnek gösterilen, erdem olan tutum ve davranış örüntüleri sergilemesi ve toplum tarafından onay görmesi, kendini gerçekleştirme çabasının bir ürünü ve sonucudur.
    Strese bedensel, duygusal ve düşünsel faktörler etki etmektedir. Bireyin yaşadığı kişisel “ sıkıntı ve üzüntü verici” olaylar, engellenme ve zorlanma durumları, çevresel olumsuz faktörler, yaşam şekli, zihinsel-bilişsel süreçler ve özellikle kişisel faktörler strese sebep olmaktadır.
      Yukarıdaki bölümlerde ayrıntılı açıklamalarda bulundum. İnsan oğlunun çağın gelişmelerine uygun yaşam biçimlerinde hızlı değişiklikler yada sosyal çevresinde oluşan olumsuz değişiklikler, bireyleri olumsuz etkileyerek stres oluşturur. İşte bu nedenle önceki bölümlerde, bu stres türüne tanımlamasına uygun olarak,  TEKNOLOJİK YADA SOSYAL STRES adını verdim.
           Strese neden olan yaşam koşulları, yetiştiği ortam, hayat tarzı ve yakın çevresi, yaşamındaki değişim biçimleri, alışkanlıkları, kişilik yapısı, geleceğe ilişkin düşünceleri vb. faktörlerin etkisiyle değişiklikler göstermektedir. Çevreyle etkin temasta bulunabilen ve yakın çevresiyle olumlu ve sağlıklı ilişkiler ve iletişim kurabilen; günlük yaşamını olumlu düzenleyebilen bireyin, kendine güveni ve öz güveni gelişmiştir. Bu gibi kendi kendileri ile barışık danışanlarda, her hangi bir sorun çıktığında; sorunla mücadele etme, kontrolü ele alma, sorunu çözerek, üstesinden gelme ve baş etme vb. olumlu duygu ve düşünceler, güçlü olmakta ve amaçlarını gerçekçi bir biçimde belirlemekte, bütün bu olumlu faktör ve yaklaşımların etkisi sonucu, mücadeleci, iyimser ,gerçekçi ve sorun çözücü ve empatik yaklaşım sergileyerek; sorunun bir parçası olmak yerine, sorun çözücü yaklaşımla; içinde yaşadığı dış dünyanın gerçekleri dış dünyanın koşulları doğrultusunda duygu, düşünce, davranışlarını yeniden düzenleyebilmekte ve kendi kontrolü altına alabilmektedirler. Yaşam mücadelemizde, her zaman ve her an bir ve birden fazla sorunla yüz yüze kalabiliriz
 
Makale Devam Edecek

 


Yorumlar