Stres Eğitimi - 2


06 Mayıs 2009

2287


 

YAŞAMIMIZI UZATMAK İÇİN STRESİ TANIMAK VE MÜCADELE ETMEK - STRES EĞİTİMİ -2

1. Makalemin Devamı:

Stres geçmişte, günümüzde ve gelecekte “ STRES EĞİTİMİ ADLI İLK MAKALEMDE” ayrıntılı olarak belirttiğim, strese yol açan faktörlerin rol oynadığı her durum, olay ve olguda yaşanır. Stresi yaşamak değil stresi yaşamamak anormal sayılmalıdır. Hafif stres durumu yani bireylerin kaldırabileceği oranda stres, “heyecan olayında olduğu gibi” organizmayı harekete ve eyleme geçiren güçtür. “Motivasyon” Ayrıca, organizmanın güçlüklerle mücadele etmesi ve üstesinden gelmesi; canlılığını sürdürmesi için gerekli ve yararlı olduğu kadar, vücudun güçlükler ve zorluklar karşısında bağışıklık sistemlerinin dayanıklılığını ve direncini geliştirmek için gereklidir. Daha doğrusu, bireylerin olumsuz durumlar ve koşullar karşılaşması halinde, bu olumsuz durumlardan korunmak, kurtulmak için harekete geçmesi ve mücadele ederek kendini korumasına ve savunmasına katkı sağladığı için yararlıdır. Ancak, stres olayının şiddeti, yoğunluğu ve süresinin uzunluğu ile orantılı olarak; stres organizmayı tahrip ederek, olumsuz etkilemekle kalmayıp, bağışıklık sistemlerinin de zayıflamasına ve süreç içinde gücünü yitirmesine neden olacaktır.
Stres geçmişten, yani evrenin var oluşundan bugüne; “Yangın, sel, deprem, volkanik olaylar,yanardağ, kıtlık, yırtıcı hayvanlar, savaş vb. yakın çevresindeki doğa olayları yada felaketlerle, baş başa kaldığı olumsuz durum ve koşullarla ilgili ” korku,tehdit, tehlike,endişe vb. basit ve sürekli benzer olaylar ve durumlar strese neden olurken; insanoğlu stresi oluşturan bu olay ve durumlara, mücadele ederek yada kaçıp uzaklaşarak; kurtulmuş yada atlatmayı bilmişlerdir. Süreç içinde mücadele etme yada kaçıp kurtulma deneyimleri kazanmışlardır.
Çağımızda, başlangıçta belirttiğim ve açıkladığım gibi evrendeki doğa olayları dışında insan eliyle oluşturulan, buluşların sonucu, yapılan değişiklikler, o kadar hızlı ve baş döndürücü bir biçimde gelişmektedir ki insan oğlunun kendi yarattığı bu medeniyet canavarına karşı, farklı tepki, mücadele ve uyum yöntemlerini de bulma ve kullanma zorunluluğunu da birlikte getirmiştir. Diğer değişle çağımızın psikolojik rahatsızlıklarından biri olarak kabul ettiğimiz stres, kendisinin insan üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler yetmezmiş gibi bir çok psikolojik rahatsızlığın kapısını aralamakta ve bir çok psikosomatik rahatsızlıkların ortaya çıkmasını tetiklemektedir. Bu yönü ile ele aldığımızda çağımızın insan eli ile oluşan teknolojik gelişmeleri sonucu yapılan buluşlar, yine kendine zarar veren, bazen de yok eden yeni canavarlar yaratmıştır.
Bu gün basit anlamda, trafikteki keşmekeşlik ve terör ; ormanların yok edilerek, plansız yapılanmalar; köyden kentlere göçüşü oluşturan faktörler; geldiği yeni çevreye uyum süreçleri; çağdışı bir eğitim planlaması ve yapılanması ile olumsuz yetiştirilen geleceklerimiz, çocuklarımız, yarınlarımız; olağanüstü durumlar, olaylar veya savaş durumlarında ki insanlık dışı olaylar ve katliamlar; kriz dönemleri ve bunun getirdiği işsizlik, açlık ve yokluk; çelişkili uygulamalar “ Bir tarafta açlık, yoksulluk ve felaket içinde insanlar, diğer tarafta lüks, bolluk ve savurganlık; “ Yasaların her birey için farklı uygulanışı; insan hakları ihlalleri ve haksızlıklar; teknolojinin ortaya çıkardığı olumsuzluklar ve hastalıklar; doğanın, evrenin doğal dengesini bozucu çalışmalar ve uygulamalar vb. burada belirtmediğim, olaylar ve durumların olumsuz etkileri; biz insanların yarattığı canavarlardır. Bu olaylar ve durumlar doğa olayları değildir. Doğa olayları kadar hafif şiddetli değil; şiddeti, yoğunluğu, yeğin ve iz bırakıcı etkileme gücü olan; insanları tehdit eden, korkutan, endişelendiren, tehlikeli olaylar ve olgulardır.
Günümüzden bir örnek vermek gerekirse, Ülkelerin kriz dönemlerinde, iş verenin yatırımlar yaparak ümit bağladığı işyeri yada fabrikasını kapatması yada iflas etmesi, işçilerin işten atılarak, alışılmış düzenlerinin bozulması vb nedenlerle milyonlarca insanın olumsuz koşullar yaşaması sonucu, ailelerin yaşam biçimlerinde büyük değişiklikleri ve olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Bu olumsuz koşullar iş setresinden çok yoğun, etkili ve şiddetli bir İŞSİZLİK STRESİNE yol açarak; bir çok olumsuz olayları ve felaketleri de birlikte getirmektedir. Bütün bu olay ve olgular sonucu oluşan stres biçimine bir isim vermek gerekirse, ben bu strese TEKNOLOJİK yada SOSYAL STRES adını vermeyi düşünüyorum.
Teknolojik strese, çağımızın vebası ve yok etmenin gücü diyebiliriz. Öğle bir veba ki, bir çok psikolojik rahatsızlığı ortaya çıkararak, bir çok psikosomatik hastalıkları tetikleyerek, ortaya çıkarmasını bir tarafa bırakalım. Bağışıklık sistemini felce uğratır ve görev yapamaz hale getirir. Bununla da yetinmez, bireylerin bu olumsuzluklarla baş etme ve mücadele gücünün bittiği yerde; umutsuzluk, yetersizlik duygularının benliğinde egemenlik kurması sonucu; kolaycı kaçış yollarını seçerek kendini toplumdan soyutlamasına yada mücadeleden, sorumluluktan kaçarak içki, alkol, uyuşturucu vb. kendini vermesine, yada kendini bu durumlara getiren kişi yada toplumdan bunların hesabını sormak, öç almak istemleri baskın çıkarak, terör, anarşi yanlısı olabilir. Bazen bu olumsuz olayların yoğunluğu ve şiddeti oranında yetersizlik duygularına çaresizlik duyguları eşlik edip, kişinin benliğinde egemenliğini kurduğu durumlarda oluşabilir. Bu koşullarda bireylerin, yaşama karşı olumsuz tutumları artarak, psikolojik rahatsızlıkların çekim merkezi haline dönüşebilirler. Bazen de bütün mücadele gücünü yitirerek, umutsuzluk ve çaresizlik girdabına kapılarak, yaşamdan beklentisi kalmayarak, kendi bedenini yok etmeyi seçebilirler.
Bazı bireyler uzun süreli işsiz kalma, tüm çabasına rağmen kendine ve ailesine yararlı değil zararlı birey olan, statü yada mevki kaybetme, iflas ve iflas sonucu sınıf değişikliği ve yaşam biçiminde olumsuz değişiklikler, gelir ve maddi durumlarındaki zıt değişimler vb. olumsuzlukların verdiği stres sürecin uzunluğu sonucu mücadele güçlerini kaybederek, umutsuzluk çaresizlik girdabından kurtulmak istemelerine rağmen kurtulamamaları sonucu, yaşama karşı olumsuz tutum, davranış ve düşünceler kaçınılmaz bir hal alır. Başlangıçta eşya yada çevreye karşı yansıttıkları olumsuzlukları, süreç içinde kendilerine yöneltmeye ve yansımaya başlarlar. Bunun sonucu bir şekilde “ Tüm bu olumsuzlukların sebebi kendileri oldukları, düşüncesi ve suçluluk duygularının egemenliğini ele alışı ile …” kendilerini yok etmeyi intiharı kolaylıkla seçebilirler.
Yukarda belirttiğim nedenlerle, bireylerin sağlığını bozarak, bir çok psikolojik sorun ve psikosomatik rahatsızlıklara neden olan; süreç içinde bağışıklık sistemlerini felce uğratarak, insanın yaşama sevincini, yaşama bağlılığını olumsuz etkileyerek, süreç içinde yok eden, bazen de mücadele edecek gücü kalmadığında çaresizlik içinde için de yaşadığı topluma zarar veren bir makineye dönüşen ve sonunda daha fazla dayanamayarak, kendini yok edişin kapılarını açan, strese karşı mücadele edebilmek için strese iyi tanımak, strese neden olan faktörleri bilmek ve stresi organizmaya verecek en az zararla veya hiç zarar vermeden atlatmak için stresi iyi yönetmek ve gerekli önlemler alarak, strese dayanıklı hale gelmek ve tüm bunların sonucu stresle mücadele ederek, stresi yenip, kurtulmak istiyorsak; stres konusundaki aşağıdaki açıklamaları iyi irdeleyip, analiz etmek gerekmektedir.
Organizma dışarıdan gelen tehdit, tehlike, korku, endişe vb. durumlarla mücadele edemediği ve üstesinden gelemediği durumlarda
olumsuz tutum, davranış ve düşünce örüntüleri; çok sık hayale dalarak, gerçek yaşamın olumsuz etkilerinden kaçış; kararsızlık ve karar verme süreçlerinde güçlükler yaşamasına neden olabilir. Bu duygulara, öfke, endişe, kızgınlık, kin duyguları vb. şiddet tepkileri eşlik edebilir. Organizmanın dışa vurma, kendine yada çevresine güvensizlik, yansıtma bastırma, gerileme vb. olumsuz savunma mekanizmalarını kullanmak zorunda kalabilir. Beceriksizlik, yetersizlik, başarısızlık vb. olumsuz duygular, aşırı titizlik ve mükemmeliyetçi tutum ve davranış örüntüleri ortaya çıkabilir. Bu tür olumsuz tutum, tavır, davranış ve düşünce biçimleri organizmanın geçmişteki benzer olayları anlamlandırma durumu ile ilgili olabileceği gibi o an yaşanan olaylar karşısında vereceği anlamlandırmalarla da ilişkili olabilir. Yine olaylara ve durumlara karşı verilen tepkiler; kişiliği, sosyal ve yakın çevresinin vereceği tepkilere, “ eğitim, kültür, örf, adet, gelenek, görenek, çevre baskısı gibi” sosyal baskı unsurları gibi birden çok faktörün etkilemesi oranında; bireylerin olayları yada durumları farklı farklı algılamaları ve anlamlar yüklemeleri sonucu, ortaya çıkan yeni koşullara olumlu yada olumsuz tepkiler verebilir. “Kaçma,geri çekilme,yansıtma,bastırma olumsuz savunma mekanizmalarını kullanabilir”
Stres, bazen anlık olaylar durumlar karşı karşıya kalınması durumunda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle verilen tepkiler, olaydan, olaya; çevreden, çevreye ve kişiden kişiye değişebilir. Organizmanın korku, tehdit, tehlike ve endişe vb durumların ve koşulların olumsuz etkilerinden kurtulmak ve korunmak için vereceği ilk tepkiler, bilinçsiz ve otomatik tepkilerdir. Organizmanın olaylarıalgılama ve anlamlandırma, yeni anlamlar yükleme süreçleri ilk tepkiden sonra yaşanacak süreçlerdir. Bu algılama ve anlam kazandırmalar, olumlu olabileceği gibi ” olumlu tutum, tavır, davranış ve düşünce biçimleri geliştirir” olumsuz da algılayıp, anlamlandırabilir. Bireyin kişisel özellikleri ve yaşadığı çevrenin koşullarına göre; olumlu yada olumsuz tepkiler verebilir. Ayrıca hepsinden önemlisi strese neden olan faktörlerin çokluğu, şiddeti, yoğunluğu,yeğinliği oranında stresin yaşanmasının kaçınılmaz bir durum olduğu asla göz ardı edilmemelidir.
Tüm yukarıda belirttiğim olumsuz etkiler ve koşulların stres üzerinde önemi büyüktür. Ancak, stres; organizmanın algılama ve anlamlandırma süreci ile doğrudan ilişkilidir. Daha doğrusu, organizmanın yüklediği ve vereceği farklı anlamlandırma süreçleri ile ilişkili olarak; bireyin tutum, tavır, davranış ve düşünceleri olumlu yada olumsuz olarak şekillenir. Organizmanın, strese karşı vereceği tepkiler; setresin şiddeti, yoğunluğu ve bireyi etkileme gücü ve biçimi değişiklikler gösterir. Ayrıca stres sürecinin uzunluğu, organizmayı olumsuz etkileyen başka bir faktördür. Bütün bu faktörlerin ve olumsuz etkilerin şiddeti, yoğunluğu ve bireyleri etkileme gücü ile ilişkisi ile orantılı olarak; stresi yaşama ve strese vereceği direnç, dayanma ve mücadele etme, üstesinden gelme, atlatma vb. gücü değişiklikler gösterir.
Bireylerin, tüm yukarda belirtilen faktörler ve koşullar dikkate alındığında; stresi hafif yada düşük veya çok düşük düzeyde atlatabileceği gibi çok yüksek, yeğin ve yoğun düzeylerde yaşayabilecektir.
Bazen bu tür olumsuzluklar, daha önce bireyde görülmezken; yaşanan olumsuz olay yada durumlarla ilgili faktörlere ve koşullara göre ; birey dayanacak ve mücadele edecek gücü bulamayarak, olaylara beklenmedik ve değişik tepkiler verebilir.

Şu husus asla unutulmamalıdır. Organizmanın olgu, olay ve durumları; olumsuz algılama, anlamlandırması sonucu, bireylerin tutum, tavır, davranış ve düşüncelerinde de olumsuz değişikliklere yol açar. Yine yaşanan stresin birey üzerindeki olumsuz etkisi oranında, stresi şiddetli ve daha yoğun hisseder. Yani strese verilen tepkiler kişiden kişiye değişiklikler gösteriri.Bir birey olumsuz tepkiler verirken diğer birey aynı olaylar ve durumlar karşısında olumlu tepkiler verebilir. Diğer değişle bir birey çok etkilerken, diğer birey hiç etkilenmeyebilir. Stres sürecinin uzunluğu oranında organizma tahribata uğrar ve sonuçta stresin yaşanması kaçınılmaz hal alır. Stres bu durumdaki bireyin hayatının bir parçası haline dönüşmüştür. Bundan sonraki aşamalarda psikolojik rahatsızlıkları tetikleyen güç ve koşullar oluşmuştur. Daha sonraki aşamalarda, ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıkların etkisi ile her an psikosomatik hastalıklar ortaya çıkabilir. Sonrasında yok oluşun kapıları aralanmıştır. Okuyucularım tarafından bilinmesi gereken en önemli hususlar ve gerçeklik bunlardır.

Stres sorunu yaşayanlara yada stres durumunda mücadele etmenin yolu, yukarda uzun, uzun açıklandığı gibi stresin fizyolojik boyutunda, organizmanın strese verdiği tepkiler, organizmanın canlılığını korumak ve hayatta kalmak için oluşturduğu tepkilerdir. Bu tepkiler organizmanın olayları ve durumları olumsuz algılama ve anlamlandırması sonucu, kendini savunmak ve dış tehlike ve tehditlerden korunmak için geliştirdiği “korkma, kaçma, uzaklaşma, geri çekilme ve olumsuz savunma mekanizmalarını kullanma” biçiminde olabileceği gibi olumlu algılama ve anlamlandırması sonucu, stresin olumsuz etkilerini tanımak, üstesinden gelmek ve baş etmek için olumlu savunma mekanizmaları geliştirip, kullanmak ve mücadele etmek biçiminde; olumlu tutum, tavır,davranış ve düşünce biçimleri geliştirebilir. Tüm bu yönleri ele alındığında, stresin verdiği olumsuz etkileri asgariye indirmenin yada ortadan tamamen kaldırmanın yolu; strese neden olan koşulları tanıyarak, kontrol altına alarak, mücadele etmek ve mümkün olduğunca lehimize düzenlemek mümkündür.
Stresin fizyolojik boyutu, stresin bireyce nasıl algılandığı ve nasıl tanımlanıp, anlamlandırıldığı ve bağışıklık sistemlerinin verdiği tepkilerle ilgili bir durumdur. Psikolojik boyutu ise organizmanın bağışıklık sistemlerinin ve bireyin strese dayanıklılık düzeyi, “algılama, tanıma, tutum, tavır, değer, davranış, düşünce ve kişilik özellikleri vb” , sosyal ve psikolojik donanımı ile ilgili bir durumdur. Bu nedenle, psikolojik boyutlarını lehimize çevirmek kendi elimizde olan ve daha kolay çözümleyebileceğimiz bir yoldur. Ayrıca, organizmayı etkileyerek stres oluşumuna yol açan olay ve durumlar dikkate alındığında; fizyolojik boyuttan kaynaklı tepkiler organizma üzerinde bedensel olumsuzluklara yol açıp, hastalıkların ortaya çıkmasını tetiklerken; Psikolojik boyutu, duygusal olay, durum ve olgularla ilişkili boyutudur. Bu boyuttan kaynaklı psikolojik tepkiler ve organizma üzerindeki tahribat ve vereceği zararlar; psikolojik ve psikosomatik rahatsızlıklar dikkate alındığında, önem bakımında kıyaslandığında, psikolojik boyutun organizmayı daha da şiddetli ve kalıcı etkilediği söylemek yanlış olmaz. Fizyolojik boyutu bazen bireyleri alınan önlemlerle etkilemezken, “Stres faktörleri ve strese eğilim faktörleri tanınarak, kontrol altına alınarak olumsuz koşulları iyi yönetip, lehimize çevirmek daha kolaydır.” psikolojik boyutunun birey üzerindeki olumsuz etkilerini bireyin düzenlemesi ve kontrol altına alması güçtür. Mutlaka psikolojik destek almasına gereksinim vardır. Ayrıca bireyde psikolojik rahatsızlıkları tetikleyerek, psikosomatik rahatsızlıklar, bağışık sistemlerinde kalıcı hasarlara yol açabilir. Ayrıca bir psikolog olarak alanım dikkate alındığında, stres konusu ele alıp, inceleyip, uygulamalar konusunda deneyimlerini paylaşmak isterken şu noktaya dikkatinizi çekmek isterim.
Stresin fizyolojik boyutu konusunda bilgi ve deneyimlerimi paylaşırken, psikolojik boyutunu, daha ayrıntılı ele almayı düşünüyorum. Bu nedenle, fizyolojik-bedensel boyutunu daha yüzeysel olarak ele alma ve açıklama yapma gereksinimini duymaktayım. Stresin psikolojik boyutunu daha fazla önemsememin ve duyarlılığımın; okuyucularım tarafından yanlış anlaşılmayacağını ummaktayım. Ayrıca, psikolojik boyutu ile ilgili deneyimlerim ve düşüncelerimi,duygularımı paylaşma istemim, psikolog olmamdan kaynaklı bu yanlılığın daha etik bir yaklaşım olacağı ve olayları daha objektif değerlendirmeler ışığında, sizleri stres konusunda daha ayrıntılı aydınlatacağım ve yararlı olabileceğim inancı ve düşüncesi sonucu ortaya çıkmıştır. Şimdi bu boyutla ilgili bilgi vermeye devam edeceğim.

Stresin en büyük besleyici kaynaklarından birisi bireyin doğumundan geldiği yaşa kadar ki geçen süreçlerdeki çevre, sosyal çevre, özellikle aile çevresi büyük rol oynamaktadır. Yetiştiği çevrede, içinde bulunduğu yaşa kadar ki gelişim döneminin evrelerini; hangi olumlu yada olumsuz koşullar altında geçirmiştir. Bu dönemlerde yaşam, bireyin lehine mi yoksa aleyhine mi gelişmiştir Yaşadığı çevre sağlıklı ilişkiler ve iletişim olanakları mı sunmuştur? Yoksa olumsuz aile ve çevre ilişki, iletişim biçimleri bireyin yaşantısında egemen olmuştur? Kısaca bireyin içinde bulunduğu yaşam koşulları kadar, geçmişindeki yaşam koşulları önem taşımaktadır. Çünkü, her bireyin bu günü ve geleceği genelde geçmişinin etkileri ile şekillenip, yönlendirilmektedir.
Bu yönü ile durumu irdelediğimizde, stres öncelikle düşüncede psikolojik bir rahatsızlıktır. Farklı bir ifade ile bireylerin olay, olgu ve durumlar karşısında vereceği tepki biçimleri, yaklaşımları; olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Bu nedenle bireylerin verecekleri tepki durumlarını dikkate alarak iki türlü eğilim düzeyi yada grubu belirlemek,. “Strese Eğilimli Olanlar, Strese Dayanıklı Olanlar” daha gerçekçi bir yaklaşım olacağı düşüncesindeyim. Yine bu iki temel eğilimi kendi aralarında iki alt eğilime “gruba” Strese Hafif Dayanıklı, Strese Hafif Eğilimli” ayırmak mümkündür.
Benim stres üzerinde yaptığım çalışmalar, uygulamalar ve terapiler sonucu bu eğilimlerin danışanlarda, ağırlıklı olarak gerçekleştiğini tespit etmiş bulunmaktayım.
Bu amaçla stresin psikolojik etkilerini ele alıp, incelerken; strese neden olan faktörlerin başında gelen “ Duygusal ve sosyal yaşamın olumsuz etkilerinin strese eğilim oluşturduğu “ gerçeğinden yola çıkarak hareket ettiğimizde, bireylerin içinde bulundukları sosyal ve duygusal yaşamın bir parçası olan “Temel ihtiyaçların yeterince karşılanmaması ” hususuna girmek isterim.
Bu konuya girince, Maslow’ dan bahsetmeden olmaz. Maslow temel ihtiyaçları önem sırasına göre, piramit şeklinde ifade ederek, en tepe noktadan, aşağıya doğru, sırası ile en temel ihtiyaçların “ Kendini gerçekleştirme ihtiyacı, kendini tanımak ve potansiyelini geliştirmek , estetik ihtiyaçları, zihinsel ihtiyaçları, grubun üyesi olmak, saygı, başarma, kabul ve onay görme, sevgi, ait olma, güven, tehlikeden uzaklaşmak, fizyolojik ihtiyaçlar “dürtüler”: Beslenme yada açlık ve susuzluk, barınma, uyku ve cinsel vb olduğunu belirtmiştir. Fizyolojik ihtiyaçların karşılanmaması, stres konusunda önem sırasına göre, daha düşük düzeylerde etkili olmaktadır.
Şimdi bu hususları kısa ve öz açıklamak istiyorum.
Bireylerin duygusal yaşamlarının ve yaşamlarına anlam yüklemelerinin stres üzerinde etkileri büyüktür. Duygusal yaşamlarındaki olumsuzluklar ve yaşamı olumsuz algılama, anlamlandırma ve anlam yüklemeleri arttıkça, bireylerin strese eğilim düzeyi artmaktadır. Bu nedenle, bireyin duygusal yaşamının etkilerini birinci derecede faktörler olarak belirtmek yanlış bir ifade olmaz.

Makalem Devam Edecek

HALİL TÜRKMEN
PSİKOLOG
 


Yorumlar