Olgun İlişkiler Kurmak


27 Eylül 2010

2479



Modern hayatlar yaşamaya başladık: Kentlerde de olsak kırsalda da yaşasak internet, TV ve cep telefonları gibi etkileşim araçları vasıtasıyla diğer insanların neler yaptığını bilmek, tanık olmak, bununla da kalmayıp onlara ulaşabilmek artık oldukça kolay. İnsanlar arasındaki ilişkiler eskiye nazaran çok daha hızlı bir şekilde oluşabiliyor ve çeşitlenebiliyor.

 

Ancak hız beraberinde yüzeyselleşmeyi de getirebiliyor. Kendimize de karşımızdakine de yeterince zaman ve şans tanımadan kararlar alabiliyor ve onların sonuçlarını dahi henüz hazmedemeden yeniden başka olasılıklara yönelip benzer durumlarıniçine kendimizi kolaylıkla atabiliyoruz.

 

Bu aslında bir öğrenmeme durumu. Kendimize, yaşadıklarımızdan bir şeyler öğrenmeme hakkını tanıyabiliyoruz. Yahut bir başka deyişle sanki yaşanmamışcasına ilişkilerimizin üzerine bir örtü serip çok benzer kalıpları yeniden başımıza gelmesi için davet ediyoruz. Ta ki depresyona girene, karşı cinsten bıkana yahut iyiyce yıpranıp ilişkiler için enerjimiz kalmayana kadar...

 

Bu pek çoğumuzun anne babalarının tecrübe etmediği bir şeydi. Bizlerden önceki kuşaklarda insanların tekrar tekrar aynı hataları yaşamak için şansları olmuyordu. Evliliklerinin bizzat kendisi kocaman bir hata dahi olsa bunu sürdürmeye devam etmek için ellerinden ne gelirse yapıyorlardı. Sevgisiz de olsa, saygısızca da olsa, mutsuz edici de olsa çiftler bir arada kalmaya çalışıyorlardı.

 

Şimdiki durumda ise bunun tam tersi geçerli: Artık ilişkilerde yapılan ilk hatada tolerans kayboluveriyor ve tüm olasılıklar hayat bulamadan, ilişkiye yahut karşımızdakine hak ettiği kadar şansı dahi tanımıyoruz. Anlaşılan o ki bir uçtan diğerine savruluyoruz.

 

Her iki durumda da yanlış giden bir şeyler olduğunu var saymak mümkün. Birincisinde hak etmediği kadar sabır, diğerindeyse hak etmediği kadar sabırsızlık. Artık anne babalarımızın yaptığı yanlışı yapmıyor olabiliriz çünkü kendi hatalarımızı tekrar etmekle meşgulüüz!

 

Son birkaç ayda birden fazla yakın arkadaşım boşandı ve hepsinin çocukları da var. Etrafta evli çift görme olasılığı giderek azalıyor. Aslında meseleyi evlilik olarak da koymak doğru değil. Sadece, çocuklu evliliklerin bile artık taşınması gerekli bir yük olarak görülmemeye başlanmış olduğunu vurgulamak istiyorum.

 

Evet, artık ilişkileri başlatmak kolay yürütmek ise oldukça zor. Bu ikisi arasında bir ters orantı var: Eskiden ilişkileri başlatmak çok zordu ve yürütmek ise daha kolaydı. Modern hayatlarımızda ise ilişkiler ne kadar da kolay başlayıveriyor. Ve sırf bu nedenle bile bir o kadar da kolayca bitiveriyor. Ne de olsa bir başkasına başlayıvermek çocuk oyuncağı.

 

Doğru kelime tam da bu: İlişkiler birer çocuk oyuncağı oldu artık. Oyun gibi yaşanmıyor mu her şey? Eğelenceli olduğu anlar olsa da bu oyunun, yetişkin insanlar olarak ilişkilerin birer oyun düzeyinde kalması pek çok insanı tatmin etmiyor. O zaman da başka oyun arkadaşları ile ―yeni bir ilişki oyuncağı ile― tekrar oyun başlıyor.

 

Bunları söyleme nedenim modern hayatlarımızın getirdiği bu yeni durumu eleştirmek değil asla. Yapmaya çalıştığım şey ilişkilere bakış açımızda bambaşka bir pencereden olayı görmemizi sağlamak: İlişkilerimiz bizi ne kadar olgunlaştırıyor?

 

Neden aynı oyunları defalarca tekrar etmemize rağmen mutluluk ve tatmin olma eşiğimiz giderek yükseliyor? Çok fazla yaşanmışlık bizlere bütünlük mü veriyor yoksa daha da çok eksiklik hissetmemize mi hizmet ediyor? İlişkilere niçin giriyoruz?

 

Pek çok kadın için sevgiyi, ilgiyi, nezaketi yaşamak, anlaşılmak ve değer verildiğini hissetmek olabilir mi? Peki ya erkekler? Onlar da güzellik, zarafet, cinsel tatmin, düzen,  vs. için belki...

 

Hangi cins olursa olsun ve ne sebepten ilişkiye girme ihtiyacı duyuyor olursa olsun kişi, temelde almak üzerine değil midir ilişki ihtiyacı? Eksik olana erişebileceği bir şeydir ilişki genelde insan için. İlişkinin ardında yatan şey tamamlanmak güdüsüdür.

 

Bir anlamda iki yarım insanın bir bütün oluşturmak üzere kurduğu şeydir ilişki. Bu durumda kurulan bir ilişkinin mutluluk yahut tatmin getirmesi mümkün olabilir mi? Elbette olmaz. İlişki kurabilmek için iki bireye ihtiyaç vardır. İki kendi içinde tam insana ihtiyaç vardır oysa.

 

Birey tam da bu demektir: Kendi içinde bütün olan ve bölünemeyecek olan!

 

İlişki için birey olmak gerekiyorken eğer kendimizi eksik ehissettiğimiz ―birey olmadığımız― için ilişkiye giriyorsak ondan hakikaten ne umabiliriz?

 

İlişki kurmak demek yetişkin ruh haline sahip olmayı gerektirir: Biz karşımızdan bizde eksik olanı talep ederken onun yanında kendimizi sadece küçük ve çocuksu hissederiz.

 

Ve terk edildiğimizde yahut koptuğumuzda hissettiğimiz şey tam olarak budur: Bir çocuğun anneden kopma travması. Ayrı bir birey olma yolunda, anneden bağımsızlaşma yolunda kendi başımıza kalmışlık... Bir bebek yahut küçücük bir çocuk için annenin bedeninden kopmak ölüm gibi bir şeydir: Ancak bu olmazsa, esas ölüm odur. Çünkü yaşamak demek büyümek demektir. Ve büyüymek de bireyselleşmeye doğru ilerlemek anlamına gelir.

 

Büyümek demek acı çekmek ve o acıların bize bir şeyler öğretmesini kabullenmek demektir.

 

Modern hayatlarımız bizleri hep acıdan uzak tutmak üzerine kurulmuştur oysa: Canın sıkıldıysa çukulata ye, alışveriş yap, sinemaya git, arkadışnla sabaha kadar bedava cep telefonuyla konuş, vs.. Yahut hemen bir arkadaşlık sitesine üye ol ve canının çektiği ilk kişiyle acını unut!

 

Bu şekilde sadece ve sadece aynı yerde birer çocuk olarak kalmaya devam edeceğiz. Anne babalarımızın hayatının tam tersini yaşarken en az onlar kadar mutsuz kalmaya devam edeceğiz. Onlar tek bir ilişkinin cehenneminde kavrulurken bizler ilişklerden oluşma bir cehennemde yanıp tutuşmaya devam edeceğiz.

 

Çözüm ne o halde?

 

Çözüm tek değil birçok. Ancak özetlemek gerekirse olgunlaşmak ve büyümektir. Bedenen olduğu kadar ruhen de büyümek ve almak kadar vermek için de istekli olmak. Eksiklerimzi gidermek için değil, sahip olduklarımız paylaşmak için ilişkiler kurmak.

 

Tutmak değil vermek, kapanmak değil kendimizi tüm kusurlarımıza ve eksiklerimize aldırmadan açmak, güçlü olmaya çalışmaktansa kırılablir olmayı da göze alabilmek.

 

Sadece hazza değil olası acıları da baştan kabul edip onların olgunlaşma yolunda bizi eğitecek bir öğretmen olduğunu bilmek.

 

Her şeye rağmen aşkın ve sevginin tüm risklere değer olduğunu bilmek. Ona, doğru şekilde ve yeterli düzeyde şans tanımak ve bunun için cesur olmak.

 

Hayat dikensiz gül bahçesi değil ve hiçbir zaman da olmayacak. Büyümek ve gelişmek, gülün nadide ve hoş kokularını alabilmek için dikenlerinin ellerimizi acıtmasına izin verebilmek demektir.

 

İlişkiler bu yolda bize heyecan verici olasılıkların kapısını açabilecek bir şeydir. Elbette ona hak ettiği saygıyı ve değeri verebilirsek. Ne anne babalarımız gibi seçeneksiz, ne de tüm seçeneklere sahip hissetmeden; elindekinin değerini anlamamazlık etmeden...


Yorumlar