Panik Atak ve Hipnoterapi


15 Nisan 2009

3464


 

PANİK ATAK VE HİPNOTERAPİ

 

    Panik atak; toplumun % 4’ de görülen yoğun, endişe, korku duygularının birden başladığı ,nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi, soluğun kesilmesi ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları ,çıldıracağı ya da kontrolünü kaybedeceği korkusu gibi belirtileri içeren bir durumdur.DSM- IV denilen ruhsal durumların sınıflandırmasında 13 belirtiden en az 4'ünün eşlik ettiği, yoğun bir korku ya da rahatsızlık duyma dönemi olarak tanımlanır. Atak birden başlar ve hızla doruk düzeye ulaşır. Genellikle 10 dakikadan daha kısa bir süre içinde gelişir. Çoğu zaman buna yakında bir tehlikenin doğacağı ya da kişinin ölebileceği duyumu ve kaçma dürtüsü eşlik eder.

   Bu 13 belirti çarpıntı, terleme, titreme ya da sarsılma, nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları, soluğun kesilmesi, göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi, bulantı ya da karın ağrısı, baş dönmesi ya da sersemlik hissi, gerçeklerden uzaklaşma duyguları, kontrolünü kaybedeceği ya da "çıldıracağı" korkusu, ölüm korkusu, uyuşmalar ve üşüme, ürperme ya da ateş basmalarından oluşur.

    Panik atak genelde günlük  stress seviyesi normalin üstünde olan veya öyle algılayan kişilerde daha sıktır ve bazı  kişilik özellikleri ile ilgilidir. Panik atak vakalarının üçte birinde uzun süreli , tedavi edilmemiş depresyon vardır. Tedavi edilmeyen panik atak vakalarının üçte biride agorafobi dediğimiz açık alan korkusuna (evden çıkamama) dönüşebilir. Kişinin özel ve iş hayatını çok yakından etkileyen bir durumdur.

    Panik atakları için başvuran kişiler korkularını çok yoğun olarak tanımlarlar; Öleceklermiş gibi, kontrollerini kaybetmiş gibi, kalp krizi ya da inme geçiriyorlarmış gibi ya da "çıldırıyorlarmış" gibi olduklarını söylerler. Bu kişiler genellikle, atağın çıktığı yerden kaçıp kurtulmak için büyük bir istek duyduklarını da söylerler.

    Panik bozukluğu kendiliğinden ortaya çıkan, beklenmedik panik ataklarının olması ile kendini gösterir. Panik atakları, oldukça kısa süren yoğun kaygı ya da korku dönemleridir. Çarpıntı, sık nefes alıp verme gibi belirtiler buna eşlik eder. Panik atakları olan hastalar çoğu zaman iç hastalıkları kliniklerine ya da acillere başvurdukları için çok değişik hastalık tanılarıyla farklı tedaviler görmektedirler. Bu hastalara bir çok tahlil yapılmakta ve maalesef çoğu zaman yanlış teşhisler konmaktadır.

   Panik atak  sıklığı genelde değişkendir. Tek bir günde birden çok atak yaşanabileceği gibi, bütün bir yıl içerisinde sadece birkaç atak geçiren kişiler de olabilir.

   Panik ataklar sadece panik bozukluğa özgü olmadıklarından kesin tanı için yeterli değillerdir. Panik ataklar, bir çok psikiyatrik bozuklukta görülebilir; özgül fobi, sosyal fobi, travma sonrası stres bozukluğu, depresif bozukluklar gibi…

 

Panikatak kadınlarda erkeklere oranla 3 - 4 kat daha fazla görülmektedir.Daha çok genç erişkin dönemde başlar. 35 yaş civarında daha çok görülür. 45 yaşından sonra nadirdir. Panik atak genelde 5- 20 dakika sürer. Nadir de olsa bir saat kadar uzun sürebilir.

 

    Genel  gerginlik ve sinirsel rahatsızlık duyguları ile yavaş yavaş ve sinsi bir biçimde başlayabilir ya da ani bunaltı ataklarının birden patlak vermesi ile kendini gösterebilir. İlk panik atağı çoğunlukla kendiliğinden ortaya çıkan bir ataktır. İlk belirtiler genelde aşırı bir korku ve ölecekmiş gibi olma duyumudur. Hastalar kalp krizi geçirdiklerini düşünürler. Hatta hastalar kalp çarpıntılarının  ve göğüslerinde duydukları ağrının ölmek üzere olduklarının birer belirtisi olduğuna inanırlar.

    Panik bozukluğu olan hastalarda fobik bozukluk, depresyon, iki uçlu duygu durum bozukluğu, saplantı zorlantı bozukluğu sıklıkla birlikte bulunabilir.

Panik bozukluğunda nöbetler dışında hasta genelde sağlıklı bir görünümdedir. Ancak panik nöbetin olduğu sırada hasta ileri derecede endişeli ve telaşlı görünür.

Ne zaman geleceği pek kestirilemeyen ani ve ağır bir korku nöbeti bütün duygulanıma hakimdir. Panik nöbeti yatıştıktan sonra hastanın en önemli yakınması, panik nöbetini yeniden yaşama korkusudur.

Genelde hastalar ölüm korkusunun yanı sıra, delirme ve kendilerini kontrol edememe korkusu da yaşarlar.

Zaman zaman hastalarda hem kendilerini hem de çevrelerini doğru algılayamama gibi algısal bozukluklara da rastlanır.

Çoğu hastanın yaşadığı, "atak ya tekrar gelirse" korkusu, "beklenti bunaltısı" olarak adlandırılır.

Ayrıca hastalarda çarpıntı ve sık nefes almaktan, uyuşma ve baygınlık duygularına kadar bir çok fizyolojik belirtiler de gözlenebilir.

Çoğu zaman kişi bu panik sırasında öleceğinden ya da kontrolünü yitirip çılgınca bir şey yapacağından, örneğin deli olmaktan korkar. Aslında hastaya deli olmak ne demektir diye sorulduğunda bunun tanımlamasını da yapamaz. Bu bir korkudan ibarettir. Çoğu hastada yanlarında birileri olduğu zaman bu tür korkuların yatışdığı görülür. Ne var ki atak geçirme beklentisi devam ettiği için hasta yine de huzursuzdur.

    Panik bozukluğu tanısı koyabilmek için DSM-IV  (Ruhsal Bozuklukların Tanı ve İstatistiksel Elkitabı) kriterlerine göre beklenmedik en az 2 panik atağının olması gerekir.

   Panik bozukluğunda panik atağın sıklıkları değişkendir. Haftalar ve aylar boyunca hiç atağın olmadığı dönemler yaşanabileceği gibi, her gün birkaç atakla da karşılaşılabilir.

   Panik bozukluğu olan kişilerin yaklaşık %60'ında majör depresif bozukluk ortaya çıkar. Ağır agorafobisi (açık alan korkusu,dışarı çıkamama) olanlarda panik bozukluğu sıklıkla diğer anksiyete bozukluklarıyla birlikte de görülür. Panik bozukluğu olan kişilerin % 15-30'unda sosyal fobi, % 8-10'unda obsesif-kompulsif bozukluk, %10-20'inde özgül fobi ve %25'de yaygın anksiyete bozukluğu olduğu bildirilmiştir.

    Tedavi sonrası hastalığın tekrarlama riski az da olsa vardır. Özellikle sadece ilaçlı tedavi uygulandığında yeterli güven ortamı oluşmadığından geri dönüşler daha kolay hale gelmektedir. Hipnozla desteklenen psikoterapi yöntemlerinde ise geri dönüşler daha zor olmaktadır. Panik atak krizi esnasında görünen belirtiler ise o kişide panik atak yaratan geçmiş olaylarda yaşanan olaylarla bağlantılı sıkışmış kalmış duyguların boşalma çabasından başka bir şey değildir. Bu duygular hipnoz tedavisi sırasında tedaviyi başarılı kılmada çok işe yararlar. Boğazda tıkanma hissi kişinin geçmişte bunu yaratan ilk olaylarda bağırması ya da bir şey söylemesi gereken ortamda bu eylemi gerçekleştirememiş olmasıdır. Korktuğu halde bağıramamış, yanıt verememiş, ağlayamamıştır. Ve sıkışmış tepki olumsuz duygu haline dönmüştür. Yani geçmişin hipnoz hali devam eder. Zaten panik atak krizi başlı başına hipnoz halidir. Bilincimizle kontrol edemediğimiz her durumda hipnoz hali var demektir. Biz de hastanın oluşturduğu bu hipnoz halini, hipnoterapi ile çözmekteyiz.Panik atak sırasındaki korku hali gerçek korku değildir.gerçek korku,hayatta kalabilmemiz için gereklidir.Ormanda ayıyla karşılaştığımızda korkmamız normaldir,bu gerçek korkudur. Hipnoterapi,gerçekle bağdaşmayan bu olumsuz duyguları bilinçaltından kaldırmaya yarar,bilinçaltına artık tehlike olmadığını öğretir.

Tedavi şansı nedir?

Hipnoz destekli davranışçı psikoterapilerle yapılan tedavilerde başarı şansı yüksektir. Eğer tedavi protokolüne, uygun bir ilaç da eklenirse tedavi olma ihtimali % 80'lere kadar yükselmektedir. Sadece ilaçlı tedavide bu oran düşmekte, üstelik geri dönme ihtimali de bir hayli artmaktadır.

Panik bozukluğu nasıl tedavi edilir?

   En ideal yöntem ilaçlı tedavinin yanı sıra hipnoterapi destekli bilişsel-davranışçı psikoterapilerdir. Yalnız başına ilaçların önemli bir etkisi yoktur.İlaçlar psikoterapiye destek olarak kullanılabilirler. Fobik bozukluklar genelde süregen rahatsızlıklar oldukları için tedavide yalnız başına ilaçlara dayanmak rahatsızlığın daha da uzamasına ya da hastanın ilaç bağımlısı olmasına yol açabilir.

   Kliniğimizde, hastalarımıza öncelikle iyi bir hastalık sorgulaması yapıp, muayene ediyoruz. Hastalık  ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi veriyoruz. Bu bilgilendirmeyi hasta ile sınırlı tutmayıp, aile çevresi ya da aynı ortamı paylaştıkları diğer kişilere de aynen uyguluyoruz. Hastamıza yapılması gereken en uygun davranış modelinin ne olacağını öğrendiklerinde doğal olarak bu kişiler de tedavi sürecinde bizlere yardımcı olmaktadırlar.Hastalarımıza  hipnoterapi destekli bilişsel-davranışçı psikoterapiler uyguluyoruz .Genelde 5 - 7 seansta iyi sonuçlar almaktayız. Hipnoterapi ile hayatınızın kontrolünü yeniden elinize alın. Hoşçaolun…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar