Psikoterapi Nedir?


18 Kasım 2016

1052


Psikoterapi birbirini hiç tanımayan iki kişinin ilk karşılaşma anıyla başlayan kimi zaman sancılı kimi zaman keyifli olan, kişinin kendine doğru yaptığı bir yolculuk ve yenilenme sürecidir. Tıpkı tırtılın kendini eriterek kozasına hapsetmesinden sonra yeni hücrelere ve yeni organlara sahip göz kamaştıran bir kelebeğe dönüşerek bambaşka bir görünüm kazanması gibi bir değişim, dönüşüm sürecidir.

Psikoterapi, insanların çeşitli yaşam olaylarının etkisiyle yaşadığı olumsuzluklarla, duygusal ilişkilerinde, iş ve ev yaşamlarında yaşanılan sorunlarla beş etmede yetersiz kaldıkları, çevreye ve topluma uyumlarının zorlaştığı durumlarda yahut sadece kendini tanımak, geliştirmek için başvurulan profesyonel yardım sürecidir. Bu süreç dinamik bir ilişki bağlamında gerçekleşen, anlık olmayan, işbirliğine dayalı düzenli bir etkileşimin ürünüdür. Danışan ile danışman arasında asimetrik bir ilişki içinde, belli bir çerçevesi (seans saati, süresi, seans kuralları, etik ilkeleri, ücret vs. gibi) olan güven bağıyla kurulu bir ilişkidir.

Kişiler terapistlere her şeyi bildiği varsayılan özne yanılsamasıyla giderler. Terapistlerinin tümgüçlü olduğuna dair bir yanılgıyla terapistlerinden kendilerini tanımlamalarını ve kendilerinde eksik olanı kendilerine vermesini arzularlar. Bu tamamen imkansızdır. Çünkü terapistler ne tümgüçlü ne her şeyi bilen ne de tam varlıklardır. Yani aslında terapi sürecinde terapist de danışanla birlikte öğrenmekte ve her bir danışanla farklı bir deneyim yaşamaktadır. Terapist ile birlikte kişi de kendisini tanımakta, duygularının, düşüncelerinin, davranışlarının, beklentilerinin ve ihtiyaçlarının farkına varmaktadır.

Terapist danışanın anlattığından yola çıkarak, danışanın hikayesinde bir dedektif gibi iz sürerek çalışır. Mesleki bilgi ve tecrübesiyle var olan sorunun çözümünde danışanla birlikte danışana en uygun olan kararlar alınır. Danışan açısından da duyguları, düşünceleri sözcüklere dökmenin problemi somut olarak görmeye neden olduğunu deneyimlenir. Aynı zamanda terapi odası bir prova odasıdır. Danışan farklı davranış, duygu ve düşünce örüntülerini deneyimlemekte ve sınamaktadır; karşılaşabileceği güçlükler karşısında nasıl durabileceğini ve bu güçlüklerle nasıl baş edebileceğini öğrenmektedir. Bu bağlamda terapi sürecinde değişimin sorumluluğu danışana aittir.

Kimi zaman seanslarda psikolojik çıplaklık olarak adlandırılan kendini derinlemesine açma kişiye kendini kötü hissettirebilmektedir. Bu durumda danışanların hatırlaması gereken terapistin, empatik bir tutum içinde danışanını dinleyen bir duruşa sahip olduğu ve onu yargılamayacağı, eleştirmeyeceği ya da öğüt vermeyeceği ve anlattıklarının gizli kalacağıdır. Terapistin profesyonel kimliği altında danışanın koşulsuz kabul edildiği ve saygı duyulduğu bu ilişki, kişinin yaşamındaki ötekilerle kurduğu ilişkilerden farkı olan ve iyileştirici güce sahip olan bir ilişkidir.

Maalesef insanlar arasında yardım almanın zayıflık göstergesi olduğuna, gereksiz olduğuna ve sadece sorunlu insanlar için olduğuna dair işlevsiz inançlar söz konusudur. Bu tarz olumsuz kalıp yargıların kırılması toplum ruh sağlığı açısından çok önemlidir. İnsanlar terapi, terapi süreci, danışan, psikolog, psikiyatr gibi kavramlar hakkında bilgilendikçe yardım almanın aslında yaygın inanışın tam tersine kişinin güçlülüğünün göstergesi olduğu ortaya çıkmaktadır. Yardım alma süreci kişinin kendi potansiyelini açığa çıkarabilecek gücü kendinde bulması yönünde attığı, kişisel gelişimi ve iyilik hali için attığı önemli bir adımdır.

Psikolog Aybüke Akdeniz


Yorumlar